1 Mayıs! 
- yüzyılın sonlarına doğru endüstri sınıfının gelişip serpilmesiyle birlikte, emek sınıfının örgütlenmesi süreci de ivme kazanacak ve nihayetinde 1848 işçi ayaklanmalarını beraberinde getirecekti. İnsanın canavarlaşmasını ve timsahlaşmasını sağlayacak bu yeni iş gücünün efendileri ise merkantilistler ile onların uzantıları olan komprador sınıfı olacaktı.
Bu açgözlü sınıfın ilk hesap ve defter düzenini “görünmez el” yöntemiyle tutan, formüle eden ve açgözlülük ile “hırsızlık kültürünün” meşrulaşmasını ve yaygınlaşmasını sağlayan kişi Adam Smith oldu. Sermaye ile emek ilişkisine “makroekonomi” yöntemiyle denge ayarını verecek kişi ise John Maynard Keynes’ti. Keynes’in ekonomi modeli, Richard Falk’ın “Yırtıcı Küreselleşme” kavramsallaştırmasını doğuracaktı. Böylece Richard Falk’ın tanımladığı “Yırtıcı Küreselleşme”, emekçi sınıfın yeni canavarı olarak karşımıza dikilecekti.
Bundan yaklaşık bir yüzyıl önce, Amerika ve Avrupa kıtasında emekçiler günde 14-15 saat çalıştırılıyor ve tüm sosyal haklardan mahrum bırakılıyordu. 19. yüzyılın başlarında kapitalist sınıf, Amerika ve Avrupa’da zirveye ulaşarak sömürülen emeğin üzerinde koca bir cennet inşa etmişti. Bu koca cennetin bedeli ise yerküre ölçeğinde milyonlarca emekçinin açlık ve sefaletle baş başa bırakılması oldu.
İşte tam böyle bir ortamda Amerika’daki emekçi sınıf, 1 Mayıs 1886’da 350 bin işçinin katıldığı büyük Mayıs grevlerini başlattı. On binlerce Amerikalı emekçi, Şikago sokaklarını inleterek kapitalist sınıfla hesaplaşmaya kalkıştı. Ancak vahşi kapitalizm, emekçilerin bu hak arama girişimlerine bedenlerine kurşun yağdırarak karşılık verdi ve kendisinden hesap sormanın kolay olmadığını gösterdi. Bu olaylar sonucunda birçok fabrika işçisi öldürüldü; sendika yöneticileri, yazarlar ve demokratik çevrelerden pek çok kişi gözaltına alındı ve 11 Kasım’da idam edildi. Bu vesileyle Amerika İşçi Federasyonu, 1888 yılında öldürülenlerin anısına 1 Mayıs gününü İşçi Bayramı olarak ilan etti.
Kürdistan tarihinde ise Kürdistan işçi hareketi ilk başkaldırısını 12 Temmuz 1946’da Kerkük şehrinde gerçekleştirmiş ve Kürdistanlı işçiler her yıl bu tarihi günü anmaktadır.
Modern Türkiye tarihinde işçi hareketi ise çok zorlu badirelerden geçmiş ve günümüze kadar gelmiştir. Türkiye’deki örgütlü emekçi sınıfın her hak arama girişimi, kapitalist rejim ve sermaye sınıfı tarafından şiddet, ihlal ve mağduriyet yaratılarak engellenmiştir. Türkiye’de emekçi sınıf ilk 1 Mayıs kutlamasını 1909 yılında Üsküp’te yapmıştır. Daha sonra 1976 yılında T.C. kolluk güçleri, İstanbul Taksim Meydanı’nda 1 Mayıs kutlaması yapmak isteyen kalabalığın üzerine ateş açmış ve 37 işçinin hayatına son vermiştir.
Son olarak 2009 yılında TBMM’de kabul edilen yasa ile 1 Mayıs, Türkiye Cumhuriyeti’nin resmî İşçi Bayramı olarak yasalaşmıştır. Ancak Türk devleti, 1 Mayıs’ı resmî bayram olarak kabul etmesine rağmen, emekçilerin her yıl Taksim Meydanı’nda özgürce kutlama yapmasına engel olmaktan vazgeçmemiştir.
Yalnızca sermaye ile emek sınıfı arasındaki bu zıtlık mücadelesini 200 ya da 500 yıllık bir zamana sığdırmanın bilimsel olmadığı gerçeğini de hatırlatmakta yarar vardır. Çünkü kadim insanlık tarihinde emek, hak, adalet ve özgürlükten yana olan pek çok büyük sosyal adaletçi şahsiyet, emek adına sermaye sınıfıyla mücadele etmiştir.
Örneğin, sosyalist Zerdüşt din adamı Mazdek, Marx’tan 1400 yıl önce; sanayi devrimi, toplumsal üretim ve buhar makinesi ortaya çıkmadan önce, yaşamın tüm nimetlerini tekelinde toplayan (altın ve iktidar) sınıfın dar bireysel mülkiyetine karşı örgütlenmiş ve bir dönem üstünlük sağlamıştır. Mazdek’in talebelerinden Husrev-Mubad ise sosyal adalet uğruna altın ve iktidar sınıfına karşı çıktığı için kellesini vermiştir. Öyle ki, emek ile sermaye sınıfı arasındaki bu zıtlık mücadelesini Ali Şeriati, Kur’an’da tespit etmiş; Habil’i emeğin, Kabil’i ise sermayenin temsilcisi olarak “İslam ve Bilim” kitabında formüle etmiştir.
Sonuç olarak, bu iki zıt kutup insanlık tarihinin beş bin yıllık serüveninde şu misyonu oynamıştır: Emek aydınlığın, sermaye ise karanlığın temsilcisi olmuştur. Dolayısıyla iyilik-kötülük, temizlik-kirlilik, doğruluk-yalan, emek-sömürü, adalet-zulüm, özgürlük-esaret gibi kavramlar, bu iki zıt kutbun sembolleri hâline gelmiştir.
“Ekmeği elinden alınıp da Muaviye sermayesine karşı gelmeyene şaşar kalırım.” diyen Ebuzer’in sözüyle makalemi sonlandırıyorum ve Roşoné Xebatkaré Kurdistonon û xebatkaré dînya bımbarek û pîroz kena.
Kadir Amaç-Brüksel
Ilk yayınlama Tarihi: 2013

