Beynimizde İnşa Ettiğimiz Putlar!

                                              Birinci Fasıl

‘’Hey gafil ne yapıyorsun öyle?’’ diyecektim ama son anda içinde bulunduğu ahvali fark edince söylemekten vaz geçtim. Doğrusu, o ne yaptığını ve ne söylediğini bilmiyordu. Çünkü ateşinin yükseldiğini  ve havale geçirdiğini fark edemiyordu. Muhayyilesi onu mecalsiz bırakmıştı ve kendi ontolojik varlığına yabancılaşmıştı; ancak mahkum olduğu bu hastalığın farkında değildi.

İşte  bu durum, onun yakalandığı ateşin  ve geçirdiğin havalenin derecesini gösteriyordu.  Pençesine yakalandığı ‘’onlarlaşma’’ hastalığı, onun tefekkür ve tahayyül melekelerini felçe uğratmıştı. Geçirdiği bu havalenin, farmokolojik ve psikolojik etkisi altında olduğu için, ülkemize ve yalın ayaklı milletimize kötülük yapan Moğol Devletine yöneticilik, avukatlık, öğretmenlik, müşavirlik, doktorluk, askerlik, muhbirlik, tetikçilik  mimarlık, mühendislik, muhasebecilik yapmanın ona en büyük şeref kazandırdığını düşünüyordu. Kısacası; kadim ülkemize, hatıralarımıza ve mustazaf halkımıza onca kötülükleri yapan Hun Devletine  karşı tek bir erdemli söz sarf etmiyordu. Jiplere biniyordu, en güzel villalarda yaşıyordu,  güzel tatiller yapıyordu, Beyoğlu’da kemalist Solcu yazarlarla kırmızı şarap içiyordu ve yazarların onun için imzaladıkları kitapları büyük bir şerefle okuyordu ve Kürt entelektüeli olmakla avunuyordu.

Sonra çebimden çıkardığım bir not kağıdına Ahmedê Xanî’nin ‘’Mem ù Zin’’, Cegerxwîn’in ‘’Kinem’’ ve Kadir Amaç’ın ‘’Kürtler Yeryüzünün Yalın Ayaklıları‘’ adlı  ilaç gibi gelen kitaplarını yazdım ve eline uzattım. Elimden aldığı bu ilaç gibi kitap reçetesini dikkatle inceledi, doğruca Beyoğlu-İstiklal Caddesinde  bulunan bir Kürt kitap Evine gitti. Kitapçıdan satın aldığı kitapları büyük bir merakla kısa bir süre içinde okudu ve okuduğu bu kitapların etkisiyle ontolojik yörüngesine geri döndüğünü bana haber etti.

Bir gün hiç bilmediğim bu kişiden bana şöyle bir mesaj geldi:

‘’Kimsin’’? dedi.

Filizofum-felsefeyim dedim.

‘’Filozof nedir?’’ dedi.

‘’Söylenmemiş sözü söyleyen, yazılmamış kitabı yazan ve durmadan düşünce ve  kavram üreten kişidir’’ dedim.

Hep, felsefe ve toplum bilim konularında üretmek istemişimdir. Daha dürüst olmak istersem  Konuşmalarımla, kalemimle ve yazdığım kitaplarla hiçbir yazara benzemek istemiyorum.  Büyük İskender gibi kılıçla değil, İsrail Devletinin yaratıcı fikir babası Theodor Herzl gibi, kalemimle ve kitaplarımla  bağımsızlık mücadelemizi dünyaya duyurmak, ”toplumun delisi” ve ”sömürgeci devletlerin teröristi” olmak istiyorum.

Daha doğrusu üretiklerimle, konuştuklarımla ve yazdıklarımla toplumu sorgulamaya, toplumda farkındanlık yaratmaya ve toplumun bölük bölük  harekete geçmesini arzuluyorum. Lakin bu, felsefik ve anarşist  yönümden rahatsız olan çok sayıda Kürt aydının olduğunu ayrıca belirtmek zorundayım.

Çeşitli siyasi ve askeri güçlerin gölgesinde, itibar ve ikbal dilenciliğini yapan  kösele suratlı ikinci el aydınlara şunu söylemek istiyorum: Yukarı bölümde değerli bir  okuruma  verdiğim yanıtın bir benzerini de size vermek istiyorum:

Eğer biraz akıllı olursanız, benim gözlerimin sizin kafanızda olmadığını ve sizin beyninizde benim kafa tasımın da olmadığımı anlarsınız. O halde ben sizi kendime, sizde beni kendinize neden benzetiyorsunuz ki? Doğrusu kıskançlığınızı bir türlü anlayamıyorum. Oysaki bir aydının ülküsü, milletinin hafıza inşasına ve aydınlanmasına katkı sunmak olmalıdır. Benim bu çalışmamdaki  asıl amaçım hafıza, aydın ve asalet kavramları üzerinde egzersizler yapmak, yeni bir tartışma başlatmak ve  kendime ve halkıma dürüst davranmak istiyorum.

Örneğin zaman zaman halkıma cenneti vaad eden sahtekar bir din adamı olmadığımı her fırsatta dile getiriyorum. Gene halkıma iyi bir gelecek sunan yalancı bir politikacı da olmadığımı da ısrarla  ifade ediyorum. Biliyorum; bu uyarılarım şimdiden bazılarının uykusunu kaçırdığını ve gecelerini zindana çeviren bir sivri sinek misali gibi geldiğini.

Uykudan felsefe sanatıyla uyandırılanlar önce,  şiddetli bir kızgınlık gösterir ve sonra geç kaldıklarının farkına varınca, uykularını bozanı bulmaya ve kendisine teşekkür etmeye çalışırlar. Ancak, ikinci el Kürt aydını ve Kürt siyaseti için de aynı güzel dileklerde bulunamam. Çünkü bu fırka beni demoralize etmek, görmemezden gelmek, kıskançlığı ve inkarı bana dayatarak yoluma taş koymak istiyor!

 

İkinci Fasıl

Fikir işçiliği için, sağlam bir kafa ve ciddi bir emek gerekiyor. Dolu olmak halî yada çevrimdışı olma durumu başkalarına organlarını kapalı tutma anlamına gelir: çevrim dışı olan bir insan başkasını nasıl görebilir ki? Gerçektende başkasını görmemiz için,  kendimizi iyi tanımamız gerekmiyor mu? Örneğin ben korkuyu, sevgiyi, fakirliği ve zenginliği yaşamamışsam; karşımdaki insanın zenginliğini, fakirliğini, acısını, sevgisini, umudunu ve korkusunu nasıl anlayabilirim ki? Sizce de öyle değil mi?

Kesinlikle, tam olarak şunu söylemek zorundayım: Para çoğaldıkça, erdem ve sevgi azalır ve “güç sendromu” başlar! Dolayısıyla yerküre gezegenine din adamların saçma sapan hikayelerini dinlemek, görgüsüz zenginlere saygı göstermek, devlete itaat etmek, güzel bir ev yapmak için geldiğimi düşünmüyorum. Bu dünyaya özgür olmak, doğru yaşamak, mutlu olmak, sevmek ve öldükten sonra arkamda güzel hatıralar bırakmak istiyorum!

Fransız toplum bilimci Jean Baudrillar gibi, renklere ve çevrim dışı insanlara bakınca ilham alıyorum! Daha doğrusu renklerin dili beni büyülüyor, felsefe yapmama ve hafıza inşa etmeme yardım ediyor! Renklerin dilini, fikir ve dine benzetiyorum! Örneğin kırmızı tutkuyu, mavi sükunetisarı iyiliği. Renklerin sıfır derecesi ise, siyah ve beyaz’dır.

Keşke bu dünyaya SİYAH bir Kürt olarak gelmeseydim. Keşke Müslümanlardan uzak Avusturalya’da bir Aborjin olsaydım. Keşke  bu dünya da Türklerle, Araplarla ve Farîsîlerle birlikte yaşamasaydım. Çünkü bana elem ve gam verdiler, elimi kolumu bağlandılar ve beni zindana attılar. Keşke yaşadığım bu ZİNDANDA değil de Kürdistan’da olsaydım ve gecelerimi  Ehmedê Xanî, gündüzlerimi de Qazi Muhammad ile geçirseydim! Tıpkı Yunanlı hatip Demostenes gibi, dağlara, ovalara ve nehirlere ateşli bağımsızlık konuşmalarını yapsaydım.

Ey özgürlük! Nerdesin ve ne zaman geleceksin?  Vallahi, Billahi ,tallahi seni beklemekten yoruldum! Öyleki ruhum pörsüdü, sinem Eyüp peygamber gibi yaralı ve gönül mumlarım sönmek üzere. Ne olursun çık gel artık diyebilseydim.

Yüz yılın en büyük yazarlarından biri olarak gördüğüm Stefan Zweig gibi, ülkem için umutsuz olduğumu düşünmeyin. Lütfen! Beni doğru anlamaya çalışın. Stefan, Avrupa’nın kendini bir felakete terk ettğini, bu felakettin pençesinden kurtulması ve eski haline dönmesinin mümkün olmadığını düşünürken; takvim 1942 gösteriyordu. Lakin büyük yazar Stefan yanıldığını görmeden öldü. Hitlerin kötülüklerine radikal tavır alan, umutsuzluktan ülkesini terk eden ve devletinin kötülüklerine tepki olarak UTANCINDAN dolayı sevgili eşiyle birlikte Brezilya’da intihar eden sevgili Stefan Zweig gibi, zayıf düşmek, yanlış anlaşılmak ve düşmanlarımı sevindirmek istemiyorum.

Tam aksine Devlet fikriyatında Rousseau gibi emekleyerek ilerlemek ve demokrasi konusunda ise Voltaire gibi yere sağlam basarak ülkemin bağımsızlık hafızasına entelektüel katkı sunmak istiyorum. Yani namusumun belasına sahip çıkmak zorundayım. Elbetteki,  namusum ve şerefim vatanımdır; özgürlüğümdür, dilimdir, bayrağımın renkleridir, emeğimdir, erdemimdir, kültürümdür, eşimdir, çocuklarımdır, ailemdir, akrabalarımdır, dostlarımdır, milletimdir, dürüstlüğümdür ve casaretimdir!

 

                                                           Üçünçü Fasıl                       

Kürtlerin milletler topluluğu içinde devletsiz yaşamaları üzücü ve düşündürücüdür. Özellikle Kuzey Kürdistan’da bir ilkokulları, bir ortaokulları, bir lise okulları ve bir üniversiteleri yok. Aynı şekilde dünya devletler liginde bu konuda onlara ciddi yardımlar sunacak ne bir  bir devlet ve nede elinden ututacak kardeş bir millet var. Hakeza Kürt gençlerine güzel ahlaklarıyla örnek olacak ve düşünce iklimleriyle  onların elinden tutup öğretmen olabilecek  bir takım entelektüel insanımızda yok.

Yani doğrusunu söyleyecek olursak, Kürt entelektüelizmi henüz kozalaşmadı. Sadece ‘’Kemalist solculuk’’ taklit eden ve ‘’onlarlaşan’’ ve onlar gibi ‘’saçma sapan roman’’ yazan yazarlar var. İkinci fırka ise, siyasi Kürt partilerin ve askeri güçlerin gazete köşelerinde güncel makale yazan gazeteciler var. Bunlarda, siyasi parti ve örgütlerin yazarları olarak biliniyor zaten.

Pekâlâ, yukarıda sıralamaya çalıştığım imkanlardan mahrum olan bir millet, kendisini nasıl yeniden var edecek ve kendi promordiyal kökleri üzerinde nasıl milli bir hafıza inşa edecek? Bir millet entelektüel bir jenerasyona sahip değilse, o milletin hafıza inşa etmesi mümkün mü? Hafıza inşası  olmadan bir milletin devletleşmesi ve eğitim kurumlarına sahip olması mümkün değildir.

Yani Kürtlerin kısaca bir hafızaya ihtiyacı var. Kendi ontolojik ve promordiyal köklerine uygun bir hafızadan bahs ediyorum. Bu hafıza aslında NEFESTİR. Kürtlere ayit bir nefesin olması gerekiyor. Kürtler şuan nefessiz ve başkalarının nefesiyle nefes alıp veriyor. Başkalarının nefesiyle nefes alıp vermek başkalarını yaşatır, başkalarını mutlu eder, başkalarını zengin eder ve başkalarını güç ve iktidar sahibi yapar.

Bu nefisin doktorları, entelektüel fakültesi ve kalemi güçlü olan bir dizi Kürt düşünürün ortaya çıkmasıyla olur. Sanırsam, bu Kürt düşünürler yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. Şimdilik, sayıları birkaç kişi olsa da zamanla bu sayının hızla artacağından son derece umutluyum. İşte bahs konusu ettiğim bu özelliklere sahip olan yeni nesil Kürt düşünürler, Kürt milli hafızanın ilk basamaklarını inşa etmekle işe koyulabilirler. Pekâlâ, ama nasıl?

Önce şöyle yanıt vermek istiyorum: Beni doğru anlamanızı istiyorum. ‘’Mehdi’ olmadığımı öncelikle söylemeliyim. Doğrusu ‘’hokus pokusçu’’  değilim. Bir ‘’tarikat şeyhi’’ hiç değilim. Legal ‘’bir siyasi partinin’’ ve illegal siyasi ‘’bir örgütün lideri’’ değilim. Din, ideoloji ve sosyalizim satan bir alış veriş marketi de değilim. Size ne zahiri-etopik bir dünya ve nede size batıni de bir cennet vaad ediyorum. Yeni nesillerin Kürt hafızasını inşa etmelerine yardımcı olmaya, akıllı gençleri teşfik etmeye ve entelektüel bir umud  pompalamaya gayret ediyorum.

Yada şöyle söyleyeyim: postmodern paradigmaya isyan eden ve psikolojileri alt üst olan nihilistler gibi taşkınlığı da önermiyorum. Nihilizm ne demek? Her şeyi eğlenceye dönüştüren, hiç bir şeyi ciddiye almamak, kural ve ahlak tanımayan ve her şeyle istihzah eden bir tür görüş. Gerçekçilik felsefesi benim için en uygun olanıdır. Şu şurubu içerseniz, şu ilaçı kullanırsanız ya da şu iğneyi yaparsanız harika bir insan, huzurlu ve mutlu bir yaşamınız olur demiyorum.

Evet, beyler! Ben hafızadan bahs ediyorum, asaletten bahs ediyorum, farkındanlıktan bahsetdiyorum. Şu karınları şişkin ve enseleri kalın olan üniversite memurları olan profesörler size Kürt genç nesillere, hafızayı, asaleti ve farkındanlığı sağlayabilirler mi?

Hiç sanmıyorum: görgüsüz insanlar MAYMUN gibi yaşar! Bilirsiniz, maymun  bir dizi yeteneklere sahiptir. En büyük becerikliliği ağaça tırmanma sırasındaki gösterdiği, seri ve estetik performansıyla biz insanları kendine hayran bırakır; ancak ağacın zirvesine çıktığında artık ayıp yerini gösterir(!)  Teşbihte hata olmaz; bunlardan asalet çıkmaz, bunların egoları yüksektir, bunlar devlete bağınmlıdırlar, bağımlı olanların asaleti olamaz.

Bu diplomalı aydın tiplerle gerçek hayata karşılaştığım için, kendime hep şunu demişimdir: Diplomalı profesör olmak istemiyorum. Özellikle memur Kürt profesörleri gibi, Alpaslan’ın kurduğu devlete köle olmak hiç istemiyorum. Bu diplomalı aydınları  Camii imamlarına benzetiyorum. Camii İmamları hutbelerinde ayet ve hadis okuyarak halkı köleleştiriyorlar. Devlete ve zenginlere kulluk yapmanın ibadet olduğunu söylüyorlar ve halk zamanla yalanın yalancısı ve hakikatin düşmanı olu verir. Sömürge devletin Kürt profesörleri, bilim ve eğitim adına Kürt gençlerini eşekleştirdiklerini düşünüyorum. Eğer idia ettiğim gibi olmamış olsaydı, Kürt halkının ulus ve vatan bilinçi bugüna kadar güçlü bir şekilde ortaya çıkardı.

Gerçekten de bu profesörlerin karınları neden hep şişkin ve boyunları bir ağaç gövdesi gibi neden hep kalın olur? Merak ettiğim şey şu: bu profesörlere babaları, anneleri, eşleri, çocukları ve öğrencileri karınlarının şişik ve ve enselerinin kalın olduğunu merak edip neden sormuyorlar? Örneğin bu profesörlerin eşleri; sokaklarda, şehirlerde ve kıtalarda insanlar aç ve susuz yaşıyor. Sizler tıka basa yiyerek göbeğinizi şişirmekten ve ensenizi kalınlaştırmaktan utanmıyor musunuz? Ya da memuru olduğunuz bu devletin yasaları Kürtlerin dilini yasaklarken, polis Kürt şehirlerinde haydutluk yaparken ve gözlerinizin önünde her gün  cereyan eden bir dizi kötülüklerden rahatsızlık duymuyor musunuz? Vicdanınız nerede ve yoksa onu da para karşılığında sattınız mı?

Tam bu noktada 86 yaşındaki annem aklıma geldi. Sevgili annem, bana her WhatsApp konuşmamızda şunu söyler: ”Allah’ı seviyordun, hiç bir ücret istemeden insanları İslam dinine davet ediyordun, onlara paranı infak ediyordun, evine misafir alıyordun, ekmeğini ve kitaplarını onlarla paylaşıyordun. Ancak arkadaşların senin gibi dürüst olamadılar. Tamamına yakını Türk Devletine  memur oldular ama sen olamadın memur!” Belê Dayê, memur olmadım ama  FİLOZOF-FELSEFE oldum” dedim.

İşte budur benim olaylara, realizme, dine, demokrasiye ve sosyalizme bakış pencerem. Tam bu fasılda toplumu ayaklandırmak bir zeka ve akıl işidir diyorum! Toplumsal REÂYÂLAŞMA karşısında duran ve BEYNİMİZDEKİ PUTLARI KIRAN KİŞİDİR! Aydın asalet sahibidir, farkında olandır, zalimin karşısında dimdik durandır. Aydının sinesinde  vicdan, sevgi, ahlak, estetik, bağımsızlık, özgürlük, adalet, hukuk ve demokrasi mefkûresini taşır. Yani ”AYDIN KENDİ TOPLUMUNUN PEYGAMBERİDİR.”

O halde aydın olma rolünü oynamalıyım. Kürdistan’ın tanıklığını yapmak, sadece bir siyasi parti ve askeri bir güce mi munhasır? Hayır, onlar kendileri adına mücadele veriyor. Onları selamlıyorum ve gönül dünyamdan bir demet gül koparıp armağan ediyorum. Peki, ya ben ne yapıyorum?  Neden bende Ashâb-ı Kehf gibi, ülkemin tanıklığını yapmayayım ki?  Neden harekete geçmiyorum? Kürt Siyasi Hareketin ülkemi kurtaracağı günü mü beklemem gerekiyor? Yoksa Allah’ın Kürtler için katından bir melek yada bir kurtarıcı peygamber göndermesini mi beklemeliyim. Hayır, hiç kimseyi beklememeliyim, hiç kimseye umud bağlamamalıyım, kendimi onlara bağımlı yapmamalıyım ve hemen ayağa kalkmalıyım, insiyatif almalıyım ve uyarmalıyım.

 

            Dördüncü Fasıl

Tıpkı  MS 250 yıllarında Doğu Roma İmparatorluğu sınırları içinde yaşayan bir grup Ashâb-ı Kehf gençleri gibi, zalimlerin tanıklığını yapmak için harekete geçmeliyim.  Ashâb-ı Kehf genç aydınların hikayesi Kuran’ın Kehf Süresinde konu edinmiştir. Bu  hikâyenin asıl kaynağı, Hinduların kutsal metni olan Mahaprasthanika Parva‘da ve Hiristiyan teoloji kaynaklarında geçmektedir. Kuran’da geçen hikayeyi anlatmam daha doğru olacaktır: İslamcılık yaptığım yıllarda(1984-1999), irşad ve tebliğ çalışmalarında bu hikayeyi sık sık sohbet konusu yapardım. Bana göre bu genç aydınların kıssası üç fragmenten oluşuyor: Birincisi: zalim ile mazlum, efendi ile köle, sömüren ile sömürülen, rab ile kul ilişkileri. İkincisi: zaman ile mekan. Üçüncüsü: Doğa, tarih, toplum, din ve insan kibrini konu ediniyor.  İşte bu çalışmamda Ashâb-ı Kehf hikayesini, Kürt siyaset mücadelesine ve Kürt düşünce iklimine taşımak istiyorum. Bu hikayenin bizim din sosyolojimize uygun düştüğünü ayrıca belirtmek istiyorum.

Doğu Roma İmparatorluğunun sınırları içinde, Kralın yasalarını yaşamlarına ihate etmeyen ve kralı RAB olarak görmeyen her insanın kellesi acımasızca uçuruluyordu. İşte böylesi bir siyasi atmosferde bir grup Doğu Romalı aydın genç ortaya çıktı. ‘’Hayır, biz krala ve yasalarına boyun eğmeyeceğiz. Çünkü Allah, hepimizi eşit ve hür yaratmıştır. Seni ne kralımız ve ne de rabbimiz olarak görüyoruz. Çünkü bunu yaparsak, rabbimize şirk koşmuş oluruz.’’ dediler.

Gençlerin krala olan bu isyanlarını  gören bir grup iyi insanlar içinde birisi onlara dedi ki; “Madem ki, isyan ettiniz krala ve otoritesine  o halde mağaraya sığınınız ‘’ dedi. Gençler mağaraya sığındılar, sayıları tam olarak bilinmiyor, yanlarında bir köpekleri de vardı. Allah onları uyutu, rahat etmeleri için ‘’sağa ve sola dönmelerini’’ sağladı.

Daha sonra neler olup bittiğini Kuran’dan dinleyelim: Uyanınca birbirlerine soru sormaya başladılar. İçlerinden biri arkadaşlarına “Burada ne kadar kaldınız?” dedi. Arkadaşları “Birgün ya da daha az bir süre kaldık ” dediler. Arkasından dediler ki; “Ne zamandan beri burada olduğumuzu Allah hepinizden iyi bilir. Şimdi şu gümüş para ile birinizi şehre gönderin de en temiz yiyeceği kimin sattığına baksın, birazını size getirsin. Fakat dikkatli olsun da kesinlikle burada olduğunuzu hissettirmesin. “ Keyf Süresi-19 ayet

İçlerinden biri yanına bir gümüş para alıp dikkatlice şehre giriş yaptı. Sağına ve soluna baktı. Şehri terk etmelerinin üzerinden çok uzun bir zaman geçtiğini anladı. Doğup büyüdüğü şehrin çehresinin komple  değiştiğini görünce şaşırdı.

Daha önce görmeye alışık oldukları şeylerden ve eserlerden hiç bir iz kalmadığını kendisinin asırlar önce yaşamış bir kuşağa mensup olduğunu, insanların nazarında ve duygularında şaşkınlık uyandıran garip bir insan olduğunu, kendisine normal insanlar gibi davranmasının mümkün olmadığını, kendisinin mensup olduğu aile, akraba, gelenek, Kültür, inanç ve benzeri alışkanlıkların mevcut olmadıklarını, kendisinin ve arkadaşlarının  canlı birer TARİHİ ESERE BENZEDİĞİNİ anladığı zaman aradan tam 300 yıl geçtiğini öğrenecekti. Bu insanın içine düştüğü dehşeti  ve yaşadığı o büyük şaşkınlığı düşünmek ise, Kürt siyasetçilerine ve Kürt aydınlarına kalıyor.

Bana göre bu şaşırtıcı hikayeden çıkarılması gereken ders doğa, tarih, toplum ve din zindanından nasıl kurtulacağımıza yardımcı oluyor: Bugün Kürt siyatinin önemli bazı güçleri biz Kürtleri MS 250 yılında yaşamış Ashâb-ı Kehf götürmeye çalıştıklarını artık fark etmelidirler. Oysaki biz Kürtler 21. Yüzyılda yaşıyoruz. Kürt siyaseti bu yüzyılın aklıyla, ruhuyla, sosyolojisiyle  ve bu yüzyılın postmodern devlet felsefesiyle hareket etmediği için, Kürt ülkesi dünyayla diyalog kuramıyor ve ülkesini hükümdar yapamıyor. Kürt siyaseti bizi Ashâb-ı Kehf  yada ‘’Soğuk Savaş Dönemi’’ne götürmekten artık vaaaz geçmelidir ve küresel çağın düşünce iklimine girmeli ve küresel çağın mücadele entsrümanlarını kullanmalıdır.

Çünkü her şey hızla değişiyor. Bu hızlı değişim biz insan toplumlarını doğa, tarih, toplum, ideoloji ve din zindanından alıyor,  bilim ve aydınlık iklimine bırakıyor. Ama siyasetimiz ideolojik davranmaktan ısrar etmeye devam ederse  Kürtler çok büyük kayıplar yaşayacaktır. Örneğin  bir asır önce sosyalizmin en büyük ülküsü, insanı özgürleştirmek ve sosyalist bir sistem içinde adaleti mamur etmekti. Bakıyoruz, sosyalizim ideolojisi yüz yıl içinde ne insanı ne de toplumu özgürleştirebildi. Adeta herkesi hizibperest, LİDER VE DEVLETİN KÖLESİ YAPTI!

Biz Kürtler, bu tapıcılık meselesinde Türklere ve Araplara çok benzemişiz! Tıpkı onlar gibi, kendimize helvadan putlar yapıyoruz ve acıktığımızda  onları yiyoruz! Umarım Kürt siyaseti Ashâb-ı Kehf gençleri gibi üzerinde yaşadıkları şehrin, ülkenin, kıtanın ve gezegenin elektronik bir çağ olduğunun farkına geç olsada varacaklarını ve kullandıkları bilginin, mücadele yönteminin, düşüncenin ve yaşam biçiminin tarihi eser olduğunu anlarlar.

 

kadiramac@hotmail.com/ https://twitter.com/KADIRAMAC

180 cevaplar
  1. flooringg
    flooringg says:

    Somebody essentially lend a hand to make significantly articles Id state That is the very first time I frequented your website page and up to now I surprised with the research you made to make this actual submit amazing Wonderful task

    Yanıtla
  2. Glucorelief
    Glucorelief says:

    I simply could not go away your web site prior to suggesting that I really enjoyed the standard info a person supply on your guests Is going to be back incessantly to investigate crosscheck new posts

    Yanıtla
  3. AShanephide
    AShanephide says:

    Zeolite Heavy Equipment LLC is a leading provider of heavy equipment, offering a wide selection of machines and devices for various industrial needs. Our experience and professionalism enable us to provide customers with reliable solutions and high levels of service. We strive for long-term partnerships based on mutual trust and respect.

    Yanıtla
  4. StephenMurgy
    StephenMurgy says:

    Aviator Spribe казино играть с друзьями
    I congratulate, it seems excellent idea to me is
    Добро пожаловать в захватывающий мир авиаторов! Aviator – это увлекательная игра, которая позволит вам окунуться в атмосферу боевых действий на небе. Необычные графика и захватывающий сюжет сделают ваше путешествие по воздуху неповторимым.

    Ваша удача ждет вас в игре Aviator Spribe играть казино!
    Aviator игра позволит вам почувствовать себя настоящим пилотом. Вам предстоит совершить невероятные маневры, выполнять сложные задания и сражаться с противниками. Улучшайте свой самолет, чтобы быть готовым к любым ситуациям и становиться настоящим мастером.
    Основные особенности Aviator краш игры:
    1. Реалистичная графика и физика – благодаря передовой графике и реалистичной физике вы почувствуете себя настоящим пилотом.
    2. Разнообразные режимы игры и миссии – в Aviator краш игре вы сможете выбрать различные режимы игры, такие как гонки, симулятор полетов и захватывающие воздушные бои. Кроме того, каждая миссия будет предлагать свои собственные вызовы и задачи.
    3. Улучшение и модернизация самолетов – в игре доступны различные модели самолетов, которые можно покупать и улучшать. Вы сможете устанавливать новое оборудование, улучшать двигательность и мощность своего самолета, а также выбирать различные варианты окраски и декорации.
    Aviator краш игра – это возможность испытать себя в роли авиатора и преодолеть все сложности и опасности воздушного пространства. Почувствуйте настоящую свободу и адреналин в Aviator краш игре онлайн!
    Играйте в «Авиатор» в онлайн-казино Pin-Up
    Aviator краш игра онлайн предлагает увлекательную и захватывающую игровую атмосферу, где вы становитесь настоящим авиатором и сражаетесь с самыми опасными искусственными интеллектами.
    В этой игре вы должны показать свое мастерство и смекалку, чтобы преодолеть сложности многочисленных локаций и уровней. Вам предстоит собирать бонусы, уклоняться от препятствий и сражаться с врагами, используя свои навыки пилотирования и стрельбы.
    Каждый уровень игры Aviator краш имеет свою уникальную атмосферу и задачи. Будьте готовы к неожиданностям, так как вас ждут захватывающие повороты сюжета и сложные испытания. Найдите все пути к победе и станьте настоящим героем авиатором!
    Авиатор игра является прекрасным способом провести время и испытать настоящий адреналиновый разряд. Готовы ли вы стать лучшим авиатором? Не упустите свой шанс и начните играть в Aviator краш прямо сейчас!
    Aviator – играй, сражайся, побеждай!
    Aviator Pin Up (Авиатор Пин Ап ) – игра на деньги онлайн Казахстан
    Aviator игра предлагает увлекательное и захватывающее разнообразие врагов и уровней, которые не оставят равнодушными даже самых требовательных геймеров.
    Враги в Aviator краш игре онлайн представлены в самых разных формах и размерах. Здесь вы встретите группы из маленьких и быстрых врагов, а также огромных боссов с мощным вооружением. Разнообразие врагов позволяет игрокам использовать разные тактики и стратегии для победы.
    Кроме того, Aviator игра предлагает разнообразие уровней сложности. Выберите легкий уровень, чтобы насладиться игровым процессом, или вызовите себе настоящий вызов, выбрав экспертный уровень. Независимо от выбранного уровня сложности, вы получите максимум удовольствия от игры и окунетесь в захватывающий мир авиаторов.
    Играйте в Aviator и наслаждайтесь разнообразием врагов и уровней, которые позволят вам почувствовать себя настоящим авиатором.

    Yanıtla

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir