Bilge Kürt Lider!
Bilge Kürt Lider!

Değerli okurlar, bana göre aydın yaklaşık olarak toplumun entelektüel fakültesidir: Bilgi, bilinç ve kültürün mühendisi ve toplumsal düşüncenin mimarıdır! Yani gerçek aydın filozofiktir, korkusuzdur, güçlü bir hatip ve ruhani bir ahlaka sahiptir. Öyle ki şeyleri ve olayları sanat ve estetik gözüyle keşfeden kişidir! Kısacası aydın; halkın içinde yaşayan, mücadele kulvarının en ön saflarında duran, mücadele liderine fikirleriyle katkı sunan, liderin yanında yer alan ve milletini doğru yönlendiren bir peygamber olarak yorumluyorum.
Gerçek şudur ki hiçbirimiz büyük devletler ve büyük liderler gibi tutarsız değiliz. Amerikalı filozof ve yazar Ralph Waldo Emerson; “Tutarlı olmak ahmaklara/küçük beyinlilere mahsustur.” demişti. Bu mahfilde bilge Kürt lider Abdullah Öcalan ile ilgili fikirlerimi ve duygularımı siz değerli okurlarımla paylaşmak istiyorum.
Sevgili okurlar! Öcalan’ın kalbinin benim kalbimden ve diğer iyi kalpli insanlarınkinden daha katı olduğunu düşünmüyorum. Çünkü Öcalan büyük bir lider olmakla birlikte büyük bir ahlak yazarı olduğunu şu enfes sözleriyle anlayabiliyorum: “Birbirimizi incitecek kötü bir söz dahi kurmamalıyız.”, “Bir saç teli bile temiz kalmışsa, bataklıktan çıkarmak gerekiyor.”
Öcalan hiçbir zaman slogan ve duygularla hareket eden bir lider olmadı. Çünkü slogan ve duyguların hiçbir işe yaramadığını biliyor; aklını ve zekâsını ahlakla buluşturarak zihinsel pratikler yapıyor, liderliğini dost ve düşmana kanıtlıyor. Dolayısıyla Öcalan, şayet öfkesini kontrol etmemiş olsaydı onca şeyi başarması mümkün olmayacaktı. Yaklaşık olarak her türlü bela ve musibete karşı soğukkanlılığını koruyabiliyor, içindeki coşku dolu primitif duyguların taşkınlık yapmasına izin vermiyor ve sükûnetle hareketini cezaevinde yönetiyor. Öcalan, teşbihte hata olmazsa en çaresiz halinde bile “ah keşke”, “ah ne zaman” ifadelerini kullanmıyor. Artık bugün biz Kürtlere “Yapabilir misiniz?” diye sormuyor, kendisine de “Yapabilir miyim?” demiyor. “Ne zaman yapabilirsiniz?” ve “Ne zaman yapabilirim?” diyor.
Evet sevgili okurlar, her şeyden önce şu gerçeğin bilinmesi gerektiğini düşünüyorum: Sayın Abdullah Öcalan, 27 yıl boyunca 8 metre zindan duvarları arasında oturup tespih çeken bir tarikat lideri ya da Hıristiyanların papası gibi pazar günleri ayin yapıp diğer vakitlerde kendisi için saltanat süren, para biriktiren sıradan bir lider değildir. Tam aksine Abdullah Öcalan, içinde bulunduğu karanlık zindanın duvarını iğneyle delik açtı ve içeriye ışık girdi!
Gerçek şu ki Öcalan, 27 yıllık cezaevi yaşamında beş bin yıllık Mezopotamya tarihini, modern ulus-devletin antagonizmasını, milliyetçilik ideolojisini, partisinin 50 yıllık silahlı ve siyasal mücadele tarihini kronolojik ve senkronize bir yöntemle okuyor, analiz ediyor ve reel politikaya son derece uygun fikirler üretiyor, çözüm önerilerini ortaya koyuyor. Ayrıca Türk ve Kürt asabiyesinin pin kodunu doğru giriyor, Türk ve Kürtlerin tarihsel ilişkilerine İslami ve sosyolojik zaviyeden ışık tutan sözlerle tasvir ediyor ve yüz yıllık Kürt-Türk savaşını sonlandırmak istiyor.
Veya tüm zamanların en büyük bilge Kürt lideri için şöyle de bir tanımlama yapabilirim: Öcalan, denizin ortasında, iki adımlık, zar zor sığabileceği daracık bir yerde 27 yıldır yaşamaya mahkûm edilmiş olsa da ve bu yerin çevresi azgın dalgalarla, uçurumlarla, zifiri karanlıklarla, hiç dinmek bilmeyen fırtınalarla, yalnızlık ve boşluklarla çepeçevre kuşatılmış olsa bile, yine de o iki adımlık alanda hayatının son nefesine kadar kendi milletine güçlü umut ve hürriyet mesajları sunuyor, düşmanlarına ise barış ve çözüm önerilerini iletiyor.
Aman Allah’ım! Bu ne muazzam bir irade, ne muazzam bir gerçeklik!
Ancak üzülerek belirtmeliyim ki Kürtlerin içinde savaşın bitmesini istemeyen, barış karşıtı olan bir dizi marjinal grup ve örgüt firarisi, Sayın Abdullah Öcalan’ın liderliğine tahammül edemiyor; kıskançlıktan parmaklarını ısırıyor, kin ve nefret dalgaları üzerinde sörf yapıyor ve ona karşı en iğrenç iftiralarda bulunmaktan imtina etmiyorlar.
Evet, 7/24 Abdullah Öcalan’ı hedef alan, yıkıcı ve yırtıcı sözde “Kürt milliyetçileri” Kürt halkının elinden alınan hakları, eğitim ve kültür seviyesinin yükseltilmesi hususunda kafa yoruyor mu? Bu alanda somut şeyler yapıyor mu? Bir hardal tanesi kadar Kürt halkı için elde ettikleri bir kazanımları var mı?
Keşke Kürtler için yapmış oldukları bir dizi iyilikleri olsaydı. Heyhat! Beyinleri bir hardal tanesi kadar iyilik eylemi yapmamış ve beyinleri küçük bir kıvılcım kadar ışık üretememiş bu ahmaklar fırkası, kötülüğün ta kendisidir.
Sevgili okurlar! Bilge Kürt lider Öcalan, “Karanlığı karanlıkla, nefreti nefretle, ırkçılığı ırkçılıkla ve şiddeti şiddetle ortadan kaldıramayız.” diyor. “Barışı ancak beyinlere ışık saçarak ve yüreklere nar taneleri gibi sevgi serpiştirerek gerçekleştirebiliriz.” diyor. Tam da bu anlamda Öcalan’ın onurunu Everest Dağı kadar gururlu, cesaretini cehennem kadar korkusuz ve liderlik yeteneğini bir devlet kadar güçlü buluyorum!
Eğer bir gün Sayın Öcalan’ın cezaevi koşullarında yürüttüğü bu barış çabaları başarıyla hedefine ulaşırsa, dünyada bir ilki gerçekleştirmiş olacaktır ve dünya üniversitelerinde siyaset ana bilim dalının ders konusu olacaktır. Son söz: Abdullah Öcalan’ın halkına verdiği “Özgür Kürdistan” sözünü yerine getireceğine olan güvenim tamdır.
Kadir Amaç _ Brüksel

