BİSMİLLAH!

                                                     BİSMİLLAH!                                              Kadir Amac televizyon yayını

Şaşırtıcı bir yazgım olduğunu düşünüyorum!

Hannas insanlar sevmez benim gibilerini. Bu kıskanç kimseler önce beni kıskançlık kuyusuna attılar, ardından oradan beni, tüccar olan efendilerine iftira ederek satmak istediler; fakat satamadılar.

Kendimi bu insanların şerrinden korumak için, esrarın keşfinin hakikat yolculuğuna koyuldum. Önce Ali Şeriati’nin “Dört Zindan”ına kilitledim kendimi. Ancak kendimi kilitlediğim bu hapishanenin adı, Foucault’nun bahsettiği politik bir hapishane değildi.

Benim hapishanemin adı: İtikaf hafishanesi idi.

İtikaf hafishanesinin ilk gecesinde, Yusuf Peygamber gibi rüyamda on bir yıldızı, güneşi, ayı ve ay yüzlü sevgiliyi gördüm. Beni “Bismillah” diyerek karşıladılar, gözyaşı döktüler.

İtikaf hafishanesinin ikinci gecesinde, gecenin tam ortasında bir rüya gördüm. Nehir içimden geçti. Yedi karnı şişik, ensesi kalın ve görgüsüz zengin adamı ve yedi kalburu dışarı fırlamış fakir insanın yediğini gördüm. Rüyanın içinde gene bir rüya; bu kez Mısır Kralı gibi, yedi dolgun başak, ardından da yedi kurumuş başak gördüm.

İtikaf hafishanesinin üçüncü gününün kuşluk vaktinde, benimle ay yüzlü sevgilim arasında tam dört kapı vardı.

Birinci kapının önünde hannas, ikinci kapının önünde hasûd, üçüncü kapının önünde riya, dördüncü kapının önünde yalan vardı.

Ay yüzlü sevgilime bu kapıların ardında ulaşmam için, Davud’un oğlu Süleyman gibi; cinlerden, kuşlardan ve insanlardan kurulu, imanlı ve ilim sahibi bir ordu emrime âmâde kılındı.

Sevgili yalnızlığım!

Benim hayatım Yakup Peygamber gibi bela ve hicret kervanıdır. Kervan çölde durdu. Yol durdu, yalnızlık durdu, düşünce durdu, zaman durdu ve çölde bir imran, bir kuyu, bir su ve ay yüzlü sevgilim belirdi!

Yusuf Peygamber gibi karanlık bir kuyuya düşürdüler beni. Ben kuyuda belayı öğrendim dostlar; sonra kaderim beni zindana düşürdü. Zindan beni öğretmen yaptı; tıpkı Yakup, Yusuf ve Züleyha gibi, tıpkı Süleyman ve Belkıs gibi tevhid ve şirk mücadelesinin öğretmeni yaptı.

Ha! Kuyu demiştim değil mi? Evet, kuyu nedir bilir misiniz? Bir ip, bir bakraç ve bir özgürlük!

Ben o kuyunun içindeyim. Arkamda tilki, önümde kurtlar var.

Korkuyorum ey yıldızlar! Bu korku, Goethe’nin bahsettiği korku değil; Danimarkalı Kierkegaard’ın bahsettiği titreme korkusu hiç değil.

Ne olursunuz, çekip gitmeyin, beni bu kuyunun zifiri karanlığında yalnız bırakmayın! Ta ki ay yüzlü sevgilim ışığını bana yansıtıncaya kadar.

Ay yüzlü sevgilim güzelliğini kuyunun karanlığına yansıttı. Onu avuçlarımın içine aldım, okşadım, öptüm; yormadım, korkutmadım. “Ne güzelsin, ne güzelsin, ne güzelsin!” dedim ve avuçlarımı açıp, İtalyan heykeltıraşlar ve Belçikalı sürrealist sanatçılar gibi onu ontolojik yörüngesine usulca bıraktım.

Uykudan uyandığımda karşımda itikaf hapishanemin zebanilerini dikili gördüm ve kim olduğumu sordular bana.

Benim ay yüzlü sevgilim var, çocuklarım var, ailem var, milletim var, kanadı kırık bir ülkem var ve ben babayım. Onları sağ kaldığım sürece ifrit unsurlara terk etmeyeceğim.

“Ay yüzlü sevgilim olmadan bu kuyunun dibinde yaşayamam,” dedim. Çünkü kuyuların dibinde yaşamaya alışkın değilim ben. Özgürüm ben; özgürlüğüme karşılık belayı verdim, ay yüzlü sevgilimi aldım.

Benim özgürlük ontolojim, Japon sanatçı Oshima’nın “müstehcenlik” sahneleri gibi değildir. Tam aksine, sevgili Ali Bulaç’ın betimlediği “özgürlük arayışı”dır benimkisi!

Aman Allah’ım! Benim itikafım Muhammed Peygamber’in Hira ve ikra haşyetine benzemiyor. İtikaf penceremden bela rüzgarları içime savruldu; kandilde kızıl alev, yüreğimde ay yüzlü sevgilim titredi.

Bismillah! Benim ay yüzlü sevgilim güzeldir.

Bismillah! Öyle güzel ki herkes hem kıskanır hem de muhabbet besler.

Bismillah! Benim ay yüzlü sevgilim, Şerefettin Yaylası’nın en güzel çiçeğidir.

Bismillah! Benim ay yüzlü sevgilim, Fırat ve Dicle ülkesinin en güzel kadınıdır!

Bismillah! Benim sevgilim Munzur’un en berrak damlası, ülkemin parlayan kandilidir!

Bismillah! Bir ömür boyu nefesim nefesin, yuvan yuvam, bedenim bedenin, yüreğim yüreğin; ben seninim, sen benim.

Evet dostlar! Kaderimin yüzü açık bir okyanus gibi; bazen durgun, bazen öfkeli bir dalga olur.

Bazen yazgım dümdüz bir ova olur; gözlerimin hemen altında bir sevgi nehri akar.

Bismillah! Benim sevgilimin adı Yakup gibi beladır.

Neredesin, hasretini çektiğim ay yüzlü sevgilim?

Neredesin, kanadı kırık serçe kuşum?

Neredesin? Rüyalarımın mumu söndü, ruhum pörsüdü, kanatları kırılmış kuş gibiyim!

Neredesin, Allah aşkına?

Bak, bekliyorum seni; yürek devletinin başkenti AŞK’ta. Yakup Peygamber’in Yusuf’u özlediği gibi özledim. Gözlerim yollarda çatladı ve kör oldum!

Kadir Amaç-Brüksel

Gece: 04.13