İran İslam Cumhuriyeti ABD’in Eliyle mi Yıkılacak? 

İran İslam Cumhuriyeti ABD’in Eliyle mi Yıkılacak?    

Kadir Amac televizyon yayını

İran’da 29 Aralıkta başlayan bu protesto dalgaları Eylül, 2022’de Jîna Mahsa Amini’nin şahadetiyle gerçekleşen “Kadın, Yaşam, Özgürlük” fay hattını yeniden harekete geçirdiğini söyleyebiliriz. 1979 İran İslam Devrimi’nden bu yana, İran halkı en yüksek düzeyde umutsuzluğu, fakirliği, ve İran rejimi de en üst seviyede rejim kriz ve çaresizliğini bir kez daha yaşamaktan kendilerini kurtaramamışlardır.

Ekonomist uzmanlar İran riyalinin geçen yıl yüzde 50 değer kaybettiğini ve şuan  resmi olarak dünyanın en değersiz para birimi haline geldiğini söylüyorlar. Şu anda İran’da 1 ABD doların karşılığı 1,42 milyon olan İran riyalidir. Bu durum İran’ın ekonomisinin ne kadar gerileme kriziyle karşı karşıya kaldığının en güçlü sinyalini bizlere veriyor.

İran bugün dünyanın en büyük ikinci doğal gaz rezervine sahip bir ülke olmasına rağmen; heyhat! Ne gariptirki kendisini ALLAH’IN DEVLETİ gören şu MOLLALAR,  halkı mutlu edemiyor, şehirlerin kaloriforlerini ısıtamıyor ve İran halkının aç kediler gibi duvarlara tırmanmasına çözüm bulamıyorlar.

Enerji Bakanı Abbas Aliabadi, yukarıda bahs konusu yaptığım hakikati yakıt kıtlığı nedeniyle 13 elektrik santralinin hizmet dışı olduğunu kameralar karşısında çekinmeden dile getirdi. Çok daha TİYATRO olan durum ise, yaşanan bu felaketlerden sonra İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, vatandaşlarına termostatlarını 2 derece düşürmeleri çağrısında bulunarak, AYETULLAH DEVLETİNİN çaresizliğini bir kez daha ortaya seriyordu. Mesud Pezeşkiyan, “Ben evde kalın giysiler giyiyorum, diğerleri de aynısını yapabilir”(!) açıklaması, halkın bu duyarsız ve sevimsiz lidere karşı öfkesini harekete geçirdi.

Bilindiği üzere İran’da ilk öfke patlaması 29 Aralık 2025’de gerçekleşmişti. Özellikle Tahran’daki Büyük Çarşı’nın tüccarları dört gün üst üste dükkânlarını kapatmış, milyonlarca İranlı ise ülke çapında hükümet karşıtı sloganlar atmış, İran Devrim muhafızları göstericilere göz yaşartıcı gazla müdahale etmişti. Yaşanan bu olaylardan hemen sonra, Merkez Bankası Başkanı Mohammad Reza Farzin istifa etmişti. Evet, İran’daki rejim karşıtı protestolar beşinci gününe girerken, özellikle İran’ın Kürdistan şehirlerinde halkın öfkesi dalgalar şeklinde büyüyerek ilerliyor. Tüm bunlar yaşanırken ABD Başkanı Donald Trump, İran’daki başlayan bu protestolara ilişkin şu açıklamada bulundu. “Eğer İran, her zaman yaptığı gibi barışçıl göstericileri vurur ve öldürürse, ABD onların yardımına koşacaktır.”

Sevgili Okurlar, şimdi biraz gerilere giderek İran İslam Devleti’nin anatomik kronolojisini senkronize bir şekilde siz değerli okurlarıma sunmak istiyorum. Bildiğiniz üzere İran, Haziran 2025‘te, İsrail’e yönelik tarihin en kapsamlı füze saldırısını yapmıştı ve bu saldırıdan büyük bir gurur duyduğunu dünya kamuoyuna duyurmaktan imtina etmemişti.

Gecenin geç saatlerinde bu yazıyı kaleme aldığım bir sırada, kim bilebilirki, belki bu gece ve belki başka bir gece ABD veya İsrail ansızın İran’a yönelik çok etkili bir hava operasyonu yaparak, bölgeyide etkisine alacak şekilde, büyük bir savaşın çıkmasına ve İran İslam Cumhuriyetinin çöküşüne sebep olabilir.

Devletin çökmesinden bahs ederken aklıma Harvardlı siyaset bilimci Grane Brinton geldi. Brinton, bütün siyasi devrimleri, insan vücudunun bir hastalığın safhalarından geçmesine benzetiyordu. Bu benzetme safhalardan geçme teorisi’’ni 1640 İngiliz, 1776  Amerikan, 1789 Fransız, 1917 Rus devrimlerini çözümleyerek izah ediyordu.

Grane Brinton, 1979 İran İslam Devrimi gerçekleşmeden önce vefat etmemiş olsaydı şayet, devrimler teorisi listesinin başına İran Devrimini koyacağı kesindi. Çünkü doğrusunu söylemek gerekirse, 1979 tarihinde İran İslam Devrimi, insanlık tarihin en büyük halk devrimi ünvanını çoktan elde etmişti bile.

Çünkü yakın tarihte 1789 Fransız İhtilali ve 1917 Bolşevik İhtilalini İran  İslam Devrimiyle mukayese etmemiz münkün değidir. Çünkü İslam Devrimi 1979’da halk tarafından yapılmış gerçek bir devrimdir. Devrimin lideri 78 yaşında olan ihtiyar bir molla idi. İmam Humeyni, milyonlarca insanın önüne geçerek binlerce yıllık bir monarşiyi üstelik milyonlarca taraftarları tek kurşun sıkmadan gerçekleşmişti.

Humeyni, İran halkını her türlü şiddetten uzak tutmayı ve özellikle halkına şu mesajı veriyordu: “Sizi öldürmeye gelen polis ve askerlerin göğsüne kurşun değil, çiçek atın.” Evet, aynen öyle oldu ve bağımsız kaynakların kabul ettiği üzere 60 bin insanın hayatına mal olan protesto ve direnişler devrimle sonuçlandı; devrimin lideri Humeyni, Paris Havaalanından Tahran havaalanına indiğinde onu tam 12 milyon insan karşılamıştı.

 

Devrimin birinci yıldönüm kutlamalarında hazır bulunanlardan ünlü Türk gazeteci ve şimdiki Diyarbakır Dem Parti milletvekili Cengiz Çandar’ın “Dünden Yarına İran’’ adlı kitabını 1989 yılında okuma imkanım olmuştu. Yazar kitabında İran İslam Devrimini akıcı bir dille anlatıyordu. Kitabın her sayfasını okuyarak çevirdiğimde, adeta kendimi olayların içindeymiş gibi his etmemi sağlıyordu.

Cengiz Candar’in “Devrimler içinde devrim, İslam içinde devrim ve mezhep içinde  devrimdir.’’ tespitleri  adeta altın vuruş niteliğindeydi. Öyleki İslamcı mahalle arasında Cengiz Candar’in namaz kılmaya başladığı ve İmam Humeynibiat ettiği söylentileri kulaktan kulağa yayılıyordu. Çünkü o dönemlerde bu devrimden herkes bir şekil etkilenmişti. Etkilenen isimlerden biri de “İslam Devriminin Kökleri’’ adlı ünlü kitabın yazarı İngiliz akademisyen Hamit Algar´dır.

Devrimin birinci yıl dönümünde  gösterileri izleyemeye giden  Fukuyama’nın arkadaşı kendisine şöyle bir not düşüyordu: “milyonlarca insan Azadi Meydanı’nda “Merg berg Amrika (Amerika’ya ölüm!)” diye bağırıyor.  Dünyaca ünlü siyaset bilimci Francis Fukuyama, arkadaşına şöyle yanıt veriyordu: “Korkma! Shell, Sony, Peugeout vd.’nin tabelaları yerinde duruyor.” sözleriyle İslam devrimin trajikomik boyutuna dikkat çekmeyi başarıyordu.

İslamcılık düşüncemin hatıra ajandasından bir dizi küçük alıntılar yaparak, makaleme farklı bir bakış açısını kazandırmaya gayret göstereceğim. İslamcılık yaptığım (1985-1999) dönemlerinde İran devriminin fikir adamlarından biri olan Asaf Hüseyin’nin, “İran’da Devrim ve Karşı Devrim” adlı eseri, kitap evlerinde o dönemler kapış kapış satılıyordu ve gençler arasında elden ele dolaşıyordu. Asaf Hüseyin, Batı paradigmasına ve kapitalis Amerika devletine karşı “İran İslam Devrimi”ni alternatif gösteriyordu.

Haşimi Rafsancanı ise bu duruma postmodern “İslamın yeni dalgası’’ ismini veriyordu. İslam Devriminin önemli mimarlarından biri olan Ayetullah Haşimi Rafsancani, “İslam’ı Dalga” adlı kitabında, pek yakın bir zamanda İran İslam Devriminin öğretilerinin dalga dalga yayılacağını, “Amerika emperyalizmini” ve “İsrail siyonizmini” bu İslam dalgası karşısında yerle yeksan edeceğini idia ediyordu.

Geçmişte Rafsancani, Cumhurbaşkanlığı görevini yaptığı her iki dönemde, kendisi ve çocuğu devletin parasını çalmakla isimleri anıldı ve ayrıca baba ve oğul yargılandı ve hüküm aldılar. Rafsancani’nin yukarıdaki idialı sözleri 45 yıl içinde hiçbir karşılık bulmamakla birlikte ve öyleki sergiledği  pratikleriyle hem kendisinin, hemde Devrimin itibarına suikast yapıyordu.

İran İslam devrimi’nin bir başka önemli isimlerinden biri de Dr. Mustafa Çamran’dır. Çamran’ı 1994 yılında ‘Kürdistan Hainleri” adlı eseriyle hem kendisinin hem de İran Devletinin Kürtlere karşı  resmi fikirlerini tanıma fırsatı elde ettim. Kendisi Rojhılatlı Bir Kürt olup, siyasal İslam ile ontolojik varlığına savaş açmış ve İslam adına kendi halkını vahşice katl etmeyi cihad saymış ve Humeyni bu vesileyle kendisine “Mustafa Çamran, Kürdistan Demokrat Partisi ne karşı verdiği cihad ile Cennetin Sigortasını Garanti altına almıştır” sözleriyle ödüllendirmekte geri durmuyordu.

Ve gene aynı yılda Ayetullah Humeyni’nin, ‘İmam’dan Mesajlar’ adlı kitabını okumuştum. Kitabın bir bölümünde Humeyni; “Kürdistan Demokrat Partisi” İslam düşmanı ve kafir bir teşkilat”olduğunu ve ayrıca Kürtlerin kurtuluş yolunun sadece “İslam devletine itaat” etmekte geçtiğini idia ediyordu.  

Kısacası İslam Devrimi İran halklarına özgürlüğü, demokrasiyi, ekonomik zenginliği, eşitliği ve adalet mefküresini  vaad etmişti. Ancak aradan  tam 46 yıl geçmesine rağmen halka, kötülükten ve cehaletten başka hiç bir şeyi geride bırakmadığını bugün daha  net olarak görebiliyoruz.

Şeriatçı devletin bu çağ dışı antagonizması dijital gezegenimizi, tedirgin ve  huzursuz ettiğini anlayabiliyorum. Çünkü İran  İslam Cumhuriyeti postmodern medeniyetle diyalog köprülerini kurmak istemiyor; çözüm yerine kaosu, suhulet yerine şakaveti, demokrasi yerine şia şeriatını ikame etmek istiyor. Değişimi, demokratikleşmeyi ve uygarlaşmayı ise kafirlik olarak tasavvur ediyor, agresifleşiyor. İran ayetullah rejimi ülkedeki adaletsizliği, fakirliği, sefaleti, geri kalmışlığı, İran milletinin aç kediler gibi duvarlara tırmayı, Kürt gençlerini vahşice vinçlerde sallandırmayı ve zindanlarda vahşice katl etmenin sebebini; emperyalizim, İsrail, Amerika, Batı Avrupa ülkelerine tahvil ederek ÇÖKÜŞÜN en büyük sebeplerini yarattığını hâlâ fark etmiş değildir.

Oysa ki Batı’da demokrasi, adalet, eşitlik, kadın, emek, özgürlük, etnik ve dini gruplların akültürasyon haklarını parlamenter sistem veriyordu. Örneğin ABD ‘de “Temsilciler Meclisi” (Senato), “İngiltere’de Lodrlar Meclisi”, Fransa’da “Milli Senato” meclisi, Almanya’da “Bundestag” meclisi canla başla kendi milletlerine  hizmet ediyor.

Oysaki Ayetullah Humeyni, Ayetullah Mutahhari, Ayetullah Beheşti, Ayetullah Burucerdi, Ayetullah Muntezeri ve büyük  düşünür Ali Şeriati gibi isimlerin örgütleme kurumu olan “Hüseyniye-i İrşad” da toplumun tüm muhalif kesimlerini ve Kürtleri bir araya getirmeyi başararak, güç birliğini, itifak bloğunu sağlayrak ve onlara liderlik yaparak  Pehlevi  diktatörlüğü alasağı edilmişti. Devrimin lideri İmam Humeyni, Kürt halkına, tüm ittifak güçlerine ve İran halklarına demokrasi, parlamenterizim, huzur, adalet ve özgürlük sözünü vaad etmiştiler. Ancak, Humeyni ve şürekası ilk iş olarak kendisine itaat etmeyen herkesi tasfiye ettiler. Özellikle HALK DEVRİMİNİN ortakları olan Kürtleri, vahşice katl etmeyi cihad gördüler ve solcu fırkalar için idam mangalarını kurdular.

Ayrıca 46 yıldır dış politikasını, Filistin ve İsrail meselesi üzerinde yürüterek ve bu hasas alanı istismar ediyor, Yahudi düşmanlığını körüklüyor ve  İsrail’deki askeri hedeflere misilleme amaçlı saldırıları “stratejik sabır” kavramını kullanarak belki sonunu getiriyor. Bu kavramın bana hiç de yabancı gelmediğini siz değerli okurlarımla paylaşmak isterim. Çünkü bu kavramı her ne kadar İran Cumhurbaşkanlığı Siyasi İşler İdaresi Başkan Yardımcısı Muhammed Cemşidi tarafından belirtilsede, 1992 yılında Fars’dan Türkçe’ye çevrilen ve benimde dikkatle okuduğum Seyit Ali Hamaney’in “SABIR” adlı kitabında  “stratejik sabır” kavramının aynı şekilde geçtiğini açıklığa kavuşturmak istiyorum.

Bana göre, İran’ın İsrail’e 13.4.2024 tarihinnde yaptığı İHA saldırısından sonra İran İslam Devrimini adım adım kendisini ÇÖKÜŞE doğru hazırladığını düşünüyorum. Bu yıkım sürecinin etap etap, palet palet nasıl ÇÖKÜŞE doğru gittiğini kavramamızı kolaylaştıracak geçmişe kısa bir yolculuk yapalım:

28 Aralık, 2017 ve 16 Eylül 2022  tarihleri arasında Meşhed, Kum ve Tahran’da  başlayan ve hemen ardından İran’ın diğer şehirlerine dalga dalga yayılan protesto gösterileri, ülke içinde ve dışında büyük bir destek gördüğünü takip edenler hatırlayacaktır. Gösteriler heycanla  tartışılıyordu ve yapılan bu tartışmaların heycanı  hergeçen gün giderek artıyordu ve haber ajansları çıkan olaylarda yüzlerce insanın hayatını kaybettiğini, yüzlerce yaralı ve binlerce tutuklunun olduğunun dünyanın bilgisine sunuyordu.

Yedi yıl önce İran İslam Cumhuriyetinde yaşanan o protesto eylemlerini o dönemin Meşhed Cuma İmamı Ahmed Alemulhud’un; “Devrim kırk yıldır hiç bir sorunumuzu çözmedi ve ülkemizi her yönüyle geriletti” sözleri Ayetullah rejiminin her geçen gün saldırganlaşarak adım adım kendisini krize sokarak TÜKENİŞE doğru gittiğinin güçlü işaretlerini vermiş  oluyordu.

Meşhed Cuma İmamı Ahmed Alemulhud, Ali Hamaney’e biatli olduğu halde, haklı ve cesur çıkışlar yaparken; İran Cumhurbakanı Hasan Ruhani, “ABD ve israil halkımızı kışkırtıyor ve fitnecileri sahaya sürüyor”, Tahran Cuma İmamı, “Halkın zihninin zehirli düşünceler, dengesiz sözlerle bulanmaması için sosyal alanı serbest bırakmamalıyız.” Keyhan gazetesi müdürü Hüseyin Şeriatmedari, “Halkın geçim konusundaki rahatsızlığı, fitnecilerin yeni fitnesi.” Devrim Muhafızları Ordusu da olayları, “Birtakım gruplar yeni fitne peşindeler.” sözleriyle  2017’de yaşanan hadiselerinin uygulamalarına sahip çıkıyordu.

Ayrıca Meclis Başkanı Laricani’nin 350 milyar dolar civarına kadar gerileyen milli gelirle ülkenin yönetilmesinin mümkün olmadığı söylüyordu ve keza  dini lider Hamaney ise, protesto olaylarından hükümeti ve resmi kurumların yöneticilerini sorumlu tutarken ve onları hesap vermeye çağırırken; halk, Hamaney’in bu açıkamalarına öfkeyle karşılık veriyor ve sarf ettiği sözleri munafıklık olarak değerlendiriyordu.

Çünkü İran halkı Hamaney’i munafıklıkla itham etmekte haklıydı. Hamaney, 30 yıllık görevi boyunca kimseye hesap vermek bir yana, bir kez dahi basın toplantısı düzenlediğine kimse şahit olmmıştı, gazetecilerin ve televizyonların karşısına çıkıp, halkına ve müslüman dünyasına  hesap vermeyi tek bir kereliğine olsa bile gerekli görmemişti.

Kısaca, 2017 ve 2022’de meydanlara çıkan göstericilerin ana hedefini şöyle özetleyebiliriz: Ülkedeki hayat şartları, yoksulluk, faiz, diş politika, rüşvet, idam, işsizlik, Kürtlere uygulanan zulüm politikaları, yolsuzluk, fuhuş,  kadının kara çarşaba haps edilmesi, sınıf farkına yönelik atılan somut sloganlardan, İslam Devriminin ÇÖKÜŞ temellerinin atıldığı dönem olarak okumak lazım.

Örneğin İran halklarının İran Devleti gibi, İsrail ve Filistin meselesiyle ilgilenmediklerini meydanlarda attıkları şu sloganlardan anlamak mümkündür.  “Ne Gazze ne Lübnan canım feda İran’a”, “İslam’ı basamak yaptınız bizi zelil ettiniz”, ‘Biz devrim yaptık ne büyük hata yaptık.’’,  “Kahrolsun Ruhani”, “Paralarımızı Suriye, Gazze ve Lübnan’da harcamayın”, “Halk dilenecek duruma düştü”, “Kahrolsun Hizbullah”, “İslam Cumhuriyeti istemiyoruz”, “İstiklal, özgürlük, İran Demokrasi Cumhuriyeti”, “Halk dilenciliğe başladı”,  “Top Tüfek Fişek MOLALAR Kesinlikle Yok Olacak”, Jin, jiyan, azadi” ve ‘’Merg merg Hamaney’’.

Yukarıda  ayetullah rejimine karşı atılan sloganların anlamı bana göre şudur: İran halkının büyük bir bölümünün “İran Şeriat Devleti”ni istemediğinin mesajını veriyor. İran halkı uyduruk şeriat yasalarıyla, hayatlarını ve ikballerini daha fazla karartmak istemiyor. İkincisi; İran halkları, seküler ve demokratik bir devlete özlem duydukklarını, uygar devletlere ve uygar milletlere  bir kez daha devrim içinde devrim yapmaya hazır olduklarını ve demokratik devletlerin kendilerine yardım etmelerini talep ettiklerini net anlayabiliyoruz.

Şahlık rejimini gene alaşağı eden ve mollaları iktidara taşıyan gene aynı İran halkları değil mi? Peki, İran Şahlık düzeni nasıl yıkıldı ve Şah’ın ülkeyi terk etmesine hangi siyasi ve sosyolojik olaylar neden oldu? sorularına analatik bilgiyle cevap vermeye devam ederek analizimizi daha mahkem bir zemine inşa edelim.

İran Sahı’nın sonunu getiren 1964 yılında başlayan “15 Hordat olayları”dır. İkincisi, 1973’te petrol fiyatlarının üçe katlanmasıyla birlikte İran ekonomisi büyük bir inişe geçti ve halk her geçen gün fakirleşti, bazı imtiyazlı insanlar hızla zenginleşti, kıskançlık, yolsuzluk, rüşvet, eflasyon ve her türlü yozlaşma İran toplumunun tüm katmanlarını Şah Pehleviye karşı harekete geçirdi ve Şah Pehlevi İran’i terk etmek zorunda kaldı.

Peki, 2017 ve 2022 yılları arasında İranlı göstericilerin devrim karşıtı attığı bu sloganlara özellikle, ABD ve İsrail devleti tarafından nasıl karşılık buldu, birde ona bakalım.

O tarihlerde ABD Başkanı Donald Trump, Twitter hesabından göstericilere anında şu yanıtı: verdi “ABD haklı mücadelenizi destekliyor”.

Hakeza ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Nikki Haley, “İran halkının bu büyük cesaretini alkışlıyoruz” Beyaz Saray Sözcüsü Sanders, “ABD, İran halkını desteklemektedir; rejime, kendi vatandaşlarının barışçıl yollarla değişim arzusunu dile getirme temel hakkına saygı duyması çağrısında bulunuyoruz”.

Eski bir ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) ve Ulusal Güvenlik Dairesi (NSA) çalışanı olan Edward Snowden İran’daki gösterileri uzaktan söylemleriyle destekleyen ABD’li politikacılara, “Eğer ciddiyseniz Google’a bir telefon açıp göstericilere gerçekten destek olabilirsiniz”  ABD Başkanı Joe Biden,“İran’ı özgürleştireceğiz”

İsrail Ulaştırma ve İstihbarat Bakanı Yisrael Katz, “İran halkının özgürlük ve demokrasi mücadelesini” kazanmasını gönülden temenni ediyorum”İsrail’li  Bakan, İran halkının özgürlük ve “demokrasi mücadelesini “kazanması halinde İsrail ve Ortadoğu’da tüm tehditlerin ortadan kalkacağını söylemişti.

“İran İslam Devleti” ve onun siyasal islamci yandaşları, yaşanan bu siyasal ve real olaylar hakikatini, bilimsel argümanlarla ve ilmi basiretle okuma, anlama ve doğru teşhis koyma ve çözüm üretme yöntemi yerine, meydana gelen halk gösterilerini, ABD ve İsrail’in kışkırtması olarak propaganda ederek gerçeğe kurşun sıkıyordu.

Son olarak, sosyolog ve siyaset bilimci  Ibn Haldun, Mukadime” adlı eserinde devletlerin yıkılışını; adaletsizlik, fakirlik ve milletlerin asabiye duygusunun zayıflaması ve halkın yoksulluktan dolayı devlete karşı güçlü bir güvensizliği doğurmasıyla birlikte devletin yıkılmasına vesile olduğunu söyler. Ona göre; insanın doğup, büyüyüp ölmesi gibi devletlerin kurulup, gelişmesi ve yıkılması ve yıkılan devletin yerine başka bir devletin doğması, Tanrı’nın koyduğu sünnetullah yasasıdır diyor.  

Büyük bir ihtimal İran İslam Cumhuriyeti’nin çökmesini sağlayacak en büyük saldırıyı, ABD ve İsrail gerçekleştirecek. ABD’nin İran’a muhtemel bir hava saldırısı ve göstericilere her türlü yardımı yapması durumunda, dünya devletler liginin ve uluslararası kurumların da ezici çoğunluğunun desteğini alacağını düşünüyorum. Son olrak, İran’ı görmüş  ve İran Devrimi üzerine sistematik okumlar yapmış biri olarak şimdilik için ancak şunları söyleyebilirim: İran’daki halklar, akıl dışı ve çağ dışı mola rejiminin hayatlarından çıkıp gitmesi için dışarda bir müdahalenin yardımına ihtiyaç duyduğu bir gerçek.

Kadir Amaç

Brüksel