Kadir Amaç Yazdı: İbrahim Halil Baran Kimdir?
İbrahim Halil Baran Kimdir? 
Birinci Fasıl
Evet, sevgili okurlar! Eskilerin tabiriyle hiçbir şey ”hüda-i nabi” değildir. Elbette ki ölüm gelip hepimizi kuşatacaktır, ölümden geriye kalan, iyilik ve kötük olacaktır. Beni yakından takip eden değerli okurlarım yazılarımın önemli bir bölümünde hep şu hakikati söylediğimi bilirler: Birilerinin düşüncelerini beğenmesem bile, erdem ve asalet sahibi olan kişilerin hak ettiği değeri vermekten asla geri adım atmam.
Sevgili okurlar, iki hırsız insan iyi arkadaş olur. Biri hırsızlık eylemini yapar, ötekisi ona perdeyi tutar. İkincisi, iki erdemli insan iyi dost olur, biri diğerine filozof, ötekisi ona zahit olur. Bir insan da kötülük korkusu, iyilik ve fazilet kaygısı olduğu vakit, akıl ve erdem onun tabiatı olur.
İnsan ontolojisi, iyilik ve kötülük mayasıyla vücut bulmuştur. Dolayısıyla kötülük yapanlar kötülükleriyle, iyilik yapanlar iyilikleriyle anılırlar. Dünya görüşü yamuk ve pratikleri pragmatist olan bir siyasetçi, akademisyen, gazeteci ve yazarın; adalet, demokrasi, hürriyet, bağımsızlık, erdem, merhamet ve paylaşma duygusu da zayıf olur, gönül dünyası fenalıkla dolar.
Evet, efendim! Görgüsüz, kaba ve güçlü olan biri istese de kendini gizleyemez. Çünkü ontolojik olarak, ilkel ve vahşidir. Bundan dolayı herkes bu tür bir insandan çekinir. Sanırım tam da bu mahfilde, sinsi bir yumuşaklık ve mülayimlik hiçbir zaman kuşku ve korku uyandırmaz ve böylesi karekterler çok tehlikeli olurlar.
İşte kitap, marifet ve dava ehli olmayan insanlar hep bu noktaya olta gibi takılıp kalırlar. Gözü doymuş, ruhu arınmış ve gönlü genişlemiş bir mevsim olamazlar. Hep başkalarını suçlar, kendilerini suçlamazlar. Hep başkalarına lanet okurlar, kendilerine lanet etmezler. Gözlerinde yalan ve ihtiras vardır! Gözlerinden sevgi ve merhamet yaşları inmez. Kibir ve kıskançlık dalgaları üzerinde sörf yaparlar! İlim, irfan ve şeref rahlesiyle ilgilenmezler, halkın ve mücadelenin değerlerini tüketmeye bayılırlar. Paraya, güce, makama tapacak kadar paganist ve transparan duygulara teslim olacak kadar ruhsuz ve hedonist olurlar.
Öyle ki bazen kibirlerinden bazen bencilliklerinden geri adım atmazlar. Keennehum mütevazi olmayı kibirlerine yediremezler, hep kendilerinden övgüyle bahsedilmesini arzu ederler ancak başkalarının başarılarını ve iyiliklerini takdtir etmekten asla hoşlanmazlar. HEP: BEN-BEN-BEN! Derler.
İkinci Fasıl
Evet, yukarıda saydığım kötü huylardan, alışkanlıklardan bir türlü kendisini ırak ve firak tutmayan içimizdeki Kürt maskeli insanlardan biri de hiç şüphesiz İhrahim Halil Baran isimli sosyal medya züppesidir. Bu şahıs; insanlarla konuşmayı, diyalog kurmayı, helalleşmeyi, kumrular gibi sevişmeyi, nar taneleri gibi insanlarla sevgisini paylaşmayı ve özür dilemesini bilmeyen tam bir ŞEHİR HAYDUTU! Bu serserinin çok daha kötü olan yönü ise, kin ve nefret dalgaları üzerinde sörf yapması, sosyal medya üzerinde Kürt milliyetçiliği maskesiyle, Kürt özgürlük savaşçılarına, Kürt aydınlarına, Kürt siyasetçilerine, Kürt dindarlarına savaş açması ve Bilge Kürt Lider Sayın Abdullah Öcalan’a ve şahsıma ağza alınmayacak, küfürlü sözler ve ithamlara varan KÖTÜ iftiralar atmasıdır!

İranlı filozof Sadî Şîrâzî diyor ki: “Lafta ölçü bilmeyen, edepsizlikte sınır tanımaz.” Aynı hususla ilgili sevgili Kürt filozofu Said-î Kurdî’nin, insanların ezici çoğunluğunu “sûreti me’nûs, sîreti ma’kûs” Yani; dışı “SÜS” içi “PİS!” biçimindeki bu veciz ifadesi adeta bizlere sosyal medya züppesi İbrahim Halil Baran’ın karekterini özetliyor.
Kürt özgürlük Hareketi’nin yarım asırlık onurlu mücadelesine ve değerlerine sosyal medya üzerinden her fırsatta zehirli dilini uzatan, YENİ BARIŞ SÜRECİNİ sabote eden, bilge Kürt lidere iftira atan, kin besleyen, nefret kusan, Kürt gençlerini soytarılığa özendiren bu ESFEL ve SEFİL Kürd’ün ahvalini bakınız Kur’an ne güzel de tasvir ediyor: “Onun durumu, üstüne varsan dilini sarkıtıp soluyan, kendi başına bıraksan dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumu gibidir.”
Üçünçü Fasıl
Sevgili okurlarım! İçimizdeki bu ahlaksız ve ahlaksızlar, HÜRRİYET ve İKBAL kapılarımızın önüne belâ ve cehalet direklerini dikiyorlar, beyin lambalarımızı söndürmek ve bizi millet olarak karanlıklarla baş başa bırakmak istiyorlar!
Kendisi ilk olarak 2014 yılında Kobanê Olaylarının ardından yardım kampanyasında toplanan yüzlerce milyon TL’yi hesabına geçirmekle suçlanan yukarıda ismini zikrettiğim unsur, Mardinli Kürt Veysi Dağ isimli MOSSAD ajanı olduğu idia edilen şahısın aracılığıyla bu kez İsrail İstihbaratı’yla ilişkiye geçmekle, Kürtlük davası adına para yardımı almakla ve İsrail İstihbaratı’yla birlikte toplantılar yapmakla ismi anılan bu sevimsiz yaratık; mana dünyamızı kirletmek, pırlanta düşüncelerimizi kırmak, neşemizi kaçırmak, Kürtlerin uhuvvet ve vahdet bilincine bir dizi suikastler yapmaktan imtina etmeyen KİRLİ bir Kürt olarak karşımıza çıkacaktı.
Sevgili okurlar! İçimizdeki bu mezellet MİKROBUN, Kürtlük asabiyemizin sağlıklı umranına ve hürriyet mefkuremizin fakültesine farmekolojik birtakım etkiler yaratmak istediği apaçık ortdadadır. Heyhat! Bu unsur ancak, cehaletin ve kötülüğün memuru olabilir!
Şehir kültüründen, filozofik ve entelektüel derinlikten mahrum olan bu sokak züppesi, halktan ve reel politik durumdan kopuktur, hürriyet mücadelesinin hiçbir menzilinde yoktur, zoru ve namusu gördüğünde arkasına bakmadan kaçan bir teres, rahatına düşkün ve pasaklı OBLOMOV karekterli bir Kürt’tür! Kısacası sevgili Goethe’nin buyurduğu gibi: “Korkak, tehlike olmadığı zamanlarda yumruğunu sallar.”
Sevgili okurlarım! Hiçbir bilgi sistematiği, hiçbir bilimsel makelesi ve hiçbir felsefi kitabı olmayan bu hodbin karekterli züppenin her şeyi tuhaf ve her şeyi kaostan ibarettir! Yani bu züppede boyut yok, yön yok, referans yok, bilgi yok, düşünce yok, ahlak yok, sevgi yok, paylaşma yok, asalet yok, amel yok!
Son olarak; ey Halil İbrahim Baran! Ruhun kirli, kalbin mühürlü, düşüncelerin çöplük, amellerin pislik! Plastik kafatasınızın MİMARI ise Ahmet Zeki Okçuoğlu’dur, hain bakışlı gözlerinizi İbrahim Güçlü ve tilki karekterinizi Selim Çürükkaya ve inanç atlasınızı İbn-i Mülcem gibi enfeksiyonal, MEZBELE ve MEZELLET buluyorum!
Son olarak; ey sokak züppesi! Onurumu Everest kadar GURURLU, cesaretimi bir cehennem kadar KORKUSUZ ve entelektüel seviyemi bir DEVLET kadar GÜÇLÜ gördüğümü ayrıca belirtmek istiyorum. Bir kez daha, lokal ve glikasyon ölçekte karşıma çıkarsan, zehirli dilinle diskriminasyon suçlarını işlersen kalemim zehirli diline Zend Avesta olur!
Kadir Amaç
Brüksel

