Kadir Amaç’la Sürgünde Söyleşi

Ümmetin yetimi Kürtler

A.K : Sevgili Kadir Amaç,  bitmez tükenmez bir enerji ile her yere düşünce üretiyorsunuz; yazılarınızla, münazara ve polimiklere giriyorsunuz; islam yorumunuzu filozofi ile açıklıyorsunuz; islam fıkıhına sosyolojik izahatlar getiriyorsunuz; kasacası Kürtlerin Ali Şeriatisi olma yolunda ilerliyorsunuz. İslam dinini, filozifi ve sosyolojik kuramla yorumlayan bir Kürt düşünürü olarak kimsiniz, önce size kısaca tanıyabiliryiz. Kimdir Kadir amaç, nerden geliyor?

K.A : Sekiz kişilik bir ailenin beşinci çocuğu olarak Bingöl’de doğdum, Bingöl’de büyüdüm, özel bir takım şartlardan dolayı, eğitim ve öğretim hayatımı yarıda bırakmak zorunda kaldım. Çok uzun bir süre Türkiye ve Kürdistan’ın şehirlerinde emek işçiliği yaptım ve son olarak bu emek işçiliğimi Belçika’da sürdürmekteyim.

A.K : Peki islamı özgürlükçü yorumlayan bu birikiminiz nerden geliyor, etüdlerinizin kökeni nereye dayanıyor ?

K.A : Aslında ilk başlarda İslam’ın dünya görüşüyle tanışma faslım, Kuran’ın, kendi özgün yorumuyla olmamıştır.  İslam’ın bu özgün dünya görüşünü  kendi siyasi asabiyelerine ve umranlarına uyarlayan  ya da tahvil eden   Pakistan’lı Mevdudi’nin, Mısır’lı Hasan El- Benna’nın, Lübnan’lı Hüseyin Fadlallah’ın ve İran’lı Mutahhari’nin  problemli olan bu siyasal İslami yorumlarıyla  İslami dünya görüşümü vücuda getirecektim. Tabi ki bu İslam biçimi hayatımda inanılmaz problemler meydana getirecekti…

  1. K : Nasıl yani… Kitaplarını okuduğunuz, bu şahsiyetlerin eserleri hayatınızda ne tür problem meydana getiriyordu ?

 K.A : Gerek  bahs konusu ettiğim şahsiyetler, gerekse de bunlara benzer problemli şahıslardan ve  kaynaklardan beslendiğim İslami yorumlar olsun bana, ailemin, akrabalarımın, yaşadığım şehir sakinlerin ve kavmimin Müslüman olmadıklarının zehabını ve İslam’ın dışında yaşayan günahkarlar güruhu olarak algılamamı sağlamış olacaktılar. Yani onların o saf ve temiz islami rütüelleri  benim sahip olduğum zehirli İslama benzemediği için ben  onlara  ötekisi gözüyle bakacaktım. Oysa ki, Kur’an’da “ötekisi” olarak gösterilen şeytandı! Oysa ki beslendiğim bu zehirli İslam, İslam’ın hakikati dünya görüşü degildi!

A.K : Peki  İslam dünyasında esinlendiğiniz ve esas aldığınız sahsiyetler kimlerdir ?

K.A : Misalen, İslamı direkt Kur’an’dan öğrenmem gerekirken Arap, Fars, Türk, Mecusi ve Hint beslenmeli hurefa ve bidat  kaynaklı  adreslerden beslenmiş olacaktım. Daha sonra Kur’an’ın gerçek özgürlükçü dünya görüşüne yolculuk yapmamı  Ali şeriati sağlarken, Mevlana, Sadi Şirazi, Fuzuli ve Exmedê Xanê ve benzerleri ise insana ve canlılara karşı nasıl saygılı olabileceğimi ve nasıl onları sevip aşık olabileceğimin sanatını öğretmiş olacaktılar. Demin söylediğim gibi beni aileme, akrabalarıma, komşularıma, çocukluk ve okul arkadaşlarıma, aşık olduğum kıza  ve hatta benim gibi inanmayan ve düşünmeyen insanlara, ülkemin özgürlüğü için mücadele eden Kürt hareketlerine ve ülkeme (Kürdistan) ötekisi (düşman) yapan bu inancın ve düşüncenin cehennem atmosferinden çıkmalıydım. Ama birilerinin elimden tutması gerekiyordu. Beni, yüreğiyle ve zihniyle tutup, bu cehennemden çıkarıp Kuran’ın, rahmani ve insani iklimine taşıyan kişi hiç şüphesiz Ali Şeriati’nin eserleri olacaktı.

A.K : Yani İranlı Ali Şeriati size bir rehber oldu, diyorsunuz…

K.A. : Evet, böylede söylenebilir. Zira, tam bu noktada Muhammed İkbal’ın söylediği gibi, “İslami dünya görüşümü yeniden, inşa ve islah etmeliydim.” Dini düşünce tarzını yeniden kurmak için…   Yani islami düşünce kozamı yenilemeliydim. Çünkü sahip olduğum bu  zehirli İslam, beni yaratıcının tüm, ontolojik ve sosyolojik Ayetlerine  karşı aline (yabancılaştırma) etmişti. Ali Şeriati’ın eserleri, beni bu, taassufçu ve  özürlü İslamdan kurtarmakla kalmayacaktı. Aynı zamanda bana, sahih Kur’an düşüncesini ve rasyonel düşünme epistemolojisini ibni Rüşt, İbni Haldun, Farabi, Fazl û Rahman, Abdulkerim Suruş, Muhammed Arkoin, Muhammed İkbal ve Malik Bin Nebi gibi özgürlükçü ve aklı savunan bu İslami düşünürlerin eserleriyle buluşmamı sağlamış olacaktı. Ali Şeriati’nin eserleri, bana Das kapitali okumamdan önce komünizmi, sosyalizmi ve Alman idealizmini okumamı sağladı.

A.K : Yani bir yerde Şeriati islamın sosyolojik yorumunda, Batının müspet ve seküler bilimlerinden mi esinlendiğini söylemek istiyorsunuz  ?

  1. A : Tabi bu farklı bir konu, ayrı bir tartşımayı gerektirir. Ama söylemek istediğim, bana yeryüzünde kimlerin lanetli olduğunu Fanon’un eserleriyle öğretti. Anarşist düşünceyi ve anarşit grupları tanımam için bana Landuer, Bakunin, Kropotkin, Tolstoy, Godwin gibi şahsiyetlerin eserleriyle buluşturdu. Gene Batı’nın tanınmış çok sayıdaki ahlakçı filozofyası olan Pascal, Eric Froom, Spinoza, Alex Carel ve eksiztanyonalizmi Sartre’den ve Batı’nın hümanizmini Stuart Miller’in eserlerinden öğrenmemi sağlamıştır. Bu vesileyle kendisini büyük bir saygı ve rahmetle anıyorum.

A.K : Daha özel bir soru… Kürt-islam dünyasının neresinde duruyorsunuz ya da sizi Kürt-islamından ayrı tutan nedir ?

K.A : Aslında ,“Kürt İslamı” diye bir kavramsallaşma yoktur. Çünkü bu kavramsallaşmanın, epistemolojik ve metodolojik sistematiği için mutlaka ilk olarak,  alt ve üst enstrümanların olması gerekiyor.  Kürtler, şayet  İslam’la, ilk  ve orta sıralarda tanıştıklarında İslam’ın ilahi öğretilerini Kürt asabiyenin ve umranın bekası için kullanmış olsaydılar, kesinlikle bu gün, dünya devletleri ve dünya milletleri topluluğunda saygın bir yerde olacaktılar.  İkincisi, “Kürt İslam” kavramını kullanmamız için Kürt-İslam’ın Kürtçülük ülküsünü paratize etmesi gerekli olacaktı. Oysa ki Kürtler ne İslamcılık, ne de Kürtçülük yapmışlardır. Eğer bu ikisini yapmış olsaydılar Pan-kürdizim ve Pan-islamizim olacaktı ve bu iki ülkü Kürtleri kesinlikle devlet yapacaktı. Kürtler sadece Arap, Türk ve Fars İslamcılığını yaparak hem Kürdistan’dan hem de gerçek İslam’dan mahrum olacaktılar. Bazı seküler Kürt aydınları ve siyasi fraksiyonları şunu söylüyorlar: “eğer Kürtler İslamla tanışmamış olsaydı bu felaketlerin hiç biri başımıza gelmeyecekti” diye.  Ayrıca, Atatürk ve Pakistan’lı Ali Cinnah, buna benzer ifadeler kullanıyorlar. Ama ikisi de İslamı, argümanları ve İslami şahsiyetleri kullanarak uluslaşmalarını tamamlıyorlar.

A.K : Atatürk’ün Kürt alimlerinin elini öpme hikayesi var örneğin…

K.A : Evet, bu el öpme hikayesi bir örnektir… Kürt Din adamlarının elini öperek, islamı kullanmıştır. Atatürk ve Pakistan’lı Ali Cinnah, ikisi de sekülerdirler. Bu iki seküler düşüncenin devletleşmesi için iki önemli İslami şahsiyet destek veriyorlar. Atatürk’e en büyük desteği Mehmet Akif Ersoy, Ali Bin Cinnah’a ise Muhammed İkbal ve Mevdudi destek vermiştir.  Dikkat edilirse Türklerin, Arapların ve Farsların İslamdan önce saygınlıkları ve kutsallıkları yok denecek kadar azdır. İslamla tanışmalarıyla birlikte ve İslam’ın silahını ellerine ve kontrollerine geçirmeleriyle birlikte kocaman imparatorluklar ve bu imparatorlukların devamı olan onlarca ulus-devlet inşa ettiler. Kürtler bunu beceremediği için maalesef tüm emekleri bu asabiyelerin ve umranların hanesine yazıldı. Bu konuları daha geniş biçimde çıkacak olan kitabımda detaylarıyla anlatmışım.

A.K : O zaman şunu diyebilirmiyiz, Kürtlerin islam düşüncesi gelenekseldir ya da sömürge düşüncesinin ilahiyatı mı oluyor ?

K.A : Kürt halkının İslami düşüncesi kesinlikle, Siyasal olarak Arap, Türk ve Fars İslam’ın sömürge düşüncesidir. ÖZGÜN VE ÖZGÜR İslam düşüncesi hiç bir dili, milliyeti, rengi, kültürü, düşünceyi ve inancı asla sömürmez ve onu kendine benzetmez. Eğer Kürtlerin İslami kodları, özgün ve özgür Kur’an’ın şifreleriyle vücut bulmuş olsaydı, kesinlikle kendi toprakları üzerinde özgür ve bağımsız yaşardılar. En önemli olanı da, dilleri asla yasaklı olmazdı.

  1. K : Kürtlerin islamiyetle tanışması mı sorunlu, yoksa islami yorumları mı sorunludur?

K.A :  Kürtlerin hem İslam’la tanışmaları sorunludur, hemde İslam adına yorum yapan egemen Arap, Fars ve Türk ilahiyatı sorunlu  ve kriminaldir. Çünkü sahih Kur’an düşüncesinde  İslami tebliğin “güzel söz ve hikmetle” yapılmasını öğütlerken, Arap orduları İslam adına tebliğlerini Kürtlere kılıç yöntemiyle yapmışlardır. Bu İslam’ın beyan ettiği vatan, ekili alanlar,  inanç, irade, düşün ve hürriyet;  hak ve özgürlüklerine  indirilmiş en büyük ihanettir.

  1. K : İslamiyet Kürtleri asimile etmiştir, sözü için ne düşünüyorsunuz?
  2. A : Demin belirttim, Kürtlerin islamla tanışması sorunludur, diye. Bu bir. İkincisi ise, İslam hiç bir ontolojik varlığı asimile etmez. Onu temiz bir ontoloji üzerine yarattığını söyler. Bu ontolojik yasayı asimile edenlere çok şiddetli biçimde karşı koyar.

Örneğin, Neden İslam Arapları, Türkleri, Farsları ve diğer Müslüman milletleri zere miskal kadar asimile etmezken aksine  müşereflendirmişken, onure etmişken  neden Kürtleri Asimile etsin? Yoksa bu İslam’ın Kürt halkına bir garazı mı var? Hiç sanmıyorum!  O vakit bu İslam’ın, sorunlu ve özürlü olduğunu söyleyebiliriz!  Dolayısıyla Kürtleri asimile eden bir İslam, İslam değildir. Dolayısıyla, saray ve saltanat İslamı, hem Kürtleri, hem de diğer milletleri ve dinleri asimile etmiş ve katliamlar gerçekleştirmiştir. Dolayısıyla Kürtleri asimile eden, onları öldüren, memleketlerini sömüren ve işgal eden İslam değildir. İslam’ın silahıyla ve maskesiyle donanan siyasal Arap İslamı, Siyasal Türk İslamı ve siyasal Fars İslamıdır.

A.K : Peki Medrese ve mollalık hakkındaki fikirleriniz nelerdir? Örneğin, Kürt-Sol fikirler, mollalığı ve medrese kültürünü reddetmişlerdir. Ama tarihe baktığımızda Medreseler Kürt kültürünü yaşatan kurum olarak bu güne değin gelmiştir.

K.A : Kürdistan’daki Sol fikirlerin hepsi olmasa  bile büyük bir çoğunluğunu  yukarıda bahs konusu ettiğimiz siyasal İslam gibi, özürlü ve problemli görüyorum. Çin, Rus ve Avrupa tandanslı sol,  Kürdistan’ın milli mücadelesini yapan Önderlerimize, Alimlerimize, Şeyhlerimize ve Seydalarımıza Atatürk ve Stalin gibi gerici demişlerdir. Bu oldukça üzüntü vericidir. Dolayısıyla Kürdistan ülkesi Kürdistanlılarındır. Kürdistanlı olan veya olmayan herkes inancını ve düşüncesini Kürdistan ülkesinde bütün dünyaya örnek olacak şekilde özgürce ifade etmelidir.  Kürdistan vadisinin özgürlük sakinleri gerçek insan severler, gerçek Kürdistan severler, gerçek sosyalist severler  yada gerçek İslam severler bahs ettiğimiz Kürdistan’ın bu özgürlük vadisinde kardeşce musafahaya duranlardır. Kürdistan’ın farklı renklerini ve seslerini ayıplayamazlar. Aksine bu farklı reklerin Kürdistan coğrafyasında neşvünema bulması için seferber olurlar. Dolayısıyla Kürt halkının sosyolojik kodlarında medrese eğitimi, “tedrisat-i rahle” eğitim  ve öğretim korumlarına tekabül ettiği gerçeğidir. Dolayısıyla Kürdistan’daki medrese geleneği kendi sosyolojik ve politik koşulları içinde inanılmaz işler başarmakla birlikte, Kürdistani bilinçlenmede katalizör rolünü oynadığını da söyleyebiliriz. Örneğin Ehmedê Xanê, Kürdistani bilinci medrese ortamında  ilmik-ilmik örmüştür. Hakeza Üstad Said-i Kürdi, Şeyh Said efendi, Molla Abdurahman ve  benzer şahsiyetler medreselerde Kürdistani bilinçlenmede başat rol oynamışlardır.

A.K : Ehmedê Xanê’nin eserleri ve düsüncesi Kürt ulusal bilinci olarak tanımlanıyor. Peki Ehmedê Xanê’nin düşünceleri Kürt islamcıları üzerindeki etkisi nedir ?

K.A : Ehmedê Xanê, bana göre  Kürdistan’ın milli hafızasıdır. Kürtler O’nu (Ehmedê Xanê kastediliyor) Kürdistan’ın milli hafızası ilan etmelidir. Gene Bana göre Kürdistan’ın  “Medinetül fazılasını” yani Kürtlerin devletleşmesinin zaruri bir ihtiyaç olduğunu söyleyen, yazan dünyanın en saygın filozofyasından biridir. O Kürt halkının Firdevsi, Mevlanası, Fuzulisi, ibn-i Farabisi ve Makyavelidir. Kürt halkı onu çok az tanıyor. Ehmedê Xanê’nin Kürdistani, insani, irfani ve tasavvufi düşüncelerini,  halkımızla ve gençlerimizle buluşturmayı başarabilirsek eğer, Kürdistan’ın milli bilincini  sömürgeci,  sol ve İslam tandanslı tüm bilinçlere galebe çalacağına inanıyorum.

A.K : Said-i Kürdi’nin islamı yorumlayan taasufçu felsefesi ile islamın Kürdi yorumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? 

K.A : Kürt siyasal hareketleri Ehmedê Xanê’yi Kürt halkına tanıtmakta çok geride kaldığı gibi, Üstad Said-i Kürd’i meselesinde de aynı acizliği ve cahaleti göstermişlerdir. Bu arada önemli gördüğüm şu noktaya da vurgu yapmak istiyorum: Kürdistan halkına  Dersim’li Seyit Rıza’nın ve Koçgirili Ali Şer’in Kürdistan’a ve Kürdistan halkına yaptıkları fedakarlıkları anlatmakta çok yetersiz kaldık. Molla Said Kürdi’ye tekrar dönecek olursak  Said’i Kürdi’nin, İslami ve Kürdistani yaşam öyküsü bir bütün olarak okunduğunda Kürdistan davasına ve gerçek İslama ne kadar hizmet ettiği görülecektir. O dönemin siyasal ve sosyolojik koşullarında İslama getirdiği yorumlar daha çok materyalist temayüllere yöneliktir. Kürt halkının içinde bulunduğu, sefalet ve kölelik durumunu    “1- Cehalet, 2- Fakirlik, 3- İhanet”  olarak Kürtçe kaleme aldığı makalesinde belirterek, halkıyla ve ülkesiyle  ne kadar ilgilendiğinin ip uçlarını vermiştir. Bunun yanında Üstad, “Kürt Teali Cemiyeti” içinde yer almış, İstanbul’daki binlerce Kürt hamalını örgütlediği ise Kürt tarihçiler tarafından aktarılmaktadır.

A.K : Kürt dilini millileştirme çabaları vardır. Örneğin Kürdistan’da Kürtçe üniversite ve eğitimi Abdulhamitten talep ediyor…

K.A : Evet, evet… Sırf  bu vesileyle Van’dan kalkıp İstanbul’a gitmiştir. Abdulhamid’e Van’da “Med-Zehra”  isminde Kürtçe bir üniversitenin açılmasını talep ettiği biliniyor. Fakat, inanç dünyası yamuk ve psikolojik dünyası  bozuk olan bu sömürgeci Padişah, bu büyük Kürt mütefekirini “deli”diye zindana tıkmıştır. Hiç bir Türk İslamcısı bu zalim Padişah’ın Üstada zulüm yaptığını ve padişahı kınadıklarını ne söylemişlerdir ne de yazmışlardır.

  1. K : Şeyh Said ayaklanması konusunda halen bile yoğun tartışmalar var, islamcı ya da Kürtçü diye.. Bu tarihi kesiti siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

K.A : Şeyh Said Efendi’nin İslami ve  Kürdistani mücadele öyküsünü   Kürdistan’lı ideolojik eksenli örgütlerin ve dini eksenli cemamatlerin zaviyesinde değerlendirirsek hem bilimsel, hem insani, hem islami ve hem de insani olmayacağına inanıyorum. Bana göre Şeyh Said Efendi, hem Kürdistan davasının şehidi, hem de İslam’ın gerçek şehididir. O hem Kürdistan düşüncesinin  özgürlüğünü, hem de sahip olduğu dini inancın özgür olması için  mücadele etmiştir. Bu bağlamda Şeyh Said Efendi ve yürütüğü mücadele üzerinde  Kürdistan davasının düşmanları tarafından saygısız ve oryantalist bir  dil kullanmaktan imtina etmediklerini  bilmemiz ve buna göre bu oryantalist ve kolonyalist ithamları Kürt davasının milli kahramanı üzerinden savmak her Kürdistan’lının milli görevi olduğunu düşünüyorum.  İkincisi, Şeyh Said Efendi’nin, portresi Kürdistan’lı tüm ideolojik ve dini dinamiklerin, bencil ve cahil siyasi organizasyonları için kullanılmasını büyük bir ayıp olarak görüyorum. Şeyh Said Efendi, ülkemizin milli bir kahramanı olduğu gibi Seyit Rıza Efendinin de ülkemizin milli kahramanları olarak tanıtmamız, doğum ve şahadet yıl dönümlerini ulusal törenlerle anmamız en doğrusudur. Kürdistan ülkesinin bu  milli kahramanlarını bir inanca, ideolojiye düşüneceye ya da mezhebe munhasır kılmamız Ülkemizin işgal altında kurtulup özgürleştirmesini çok  geciktireceğini, Kürdistan’ın tüm renkleri ve sesleri bu gerçeği bilmelidirler. Aksi halde ülkemizin düşmanları bize acımayacaktır!

A.K : Yazılarınızda sık sık Türk İslamcıların Kürt halkını   İslam Ümmeti ve kardeşliği adı altında sömürüp Türk devletine kapıkulu yaptığından bahs ediyorsunuz. Ümmet ve kardeşlik hakkındaki fikirleriniz nelerdir ?

K.A : Bakınız Kürtleri  İslam’ın en hasas argümanlarıyla ilk önce kandırmışlar, sonra bu kandırma sonucu Kürtleri devlet olma ülküsüne karşı ikna etmişlerdir! Bu kardeş ve ümmet kandırmacası  Yavuz ve Kanuni dönemimde formelleştiriliyor. Formelleştirme iyi bir kandırmaca ve aldatmaca usulüdür, devletleşmemiş milletler için.

Özellikle II. Mahmut Kürt halkının bu formel düzenini bozunca Bedirxaniler ailesi Milli bir mücadele başlatmışlardır.

A.K : Zaten Kürt isyanları Yavuz döneminde elde edilen özerkliğin baskılanması sonucu 17. yüzyıldan sonra başlıyor.

K.A : Evet, söylediğim gibi, Yavuz dönemindeki formelleşme bozuluyor. Abdulhamit ise Kürtlerin milli mücadelesini İslam hilafeti ve pan-islamizm politikalarıyla  bir çok Kürt alimini, aydınını, siyasetçisini bu yöntemle kendine bağlayacaktı. Bu konuda kendisine yardımcı olacak olanlar ise o dönemim en önemli İslamcıları “Sıratul Müstakim” ve “Sebil-u Reşat” yayınları ertrafında toplanan Said Halim Paşa, Elmalı Hamdi, Ahmet Hilmi ve Mehmet Akif Ersoy  Kürt teali Cemiyetinin bazı üyelerini bu İslam ve  Ümmet kardeşliğine razı ederler. Bu İslamcı kadro Atatürk’ün başlattığı uluslaşma hareketinde gönüllü olarak katalizör görevini görecektiler. Türk devleti  Milli kahramanlarımızdan  Şeyh Said Efendiyi  ve Seyit Abdülkadir’i idam ederken, Mehmet Akif  Ersoy, Türk devleti ve Türk ırkperestliği için Kürt halkının bu kahraman alimlerini ve liderlerini editörü olduğu “Sebil-u Reşat” dergisinin 15 haziran 1925 sayısında “Hainler ve Şakiler” başlığıyla duyuracak ve ne kadar İslam kardeşi ve Ümmet kardeşi olduğunu göstermiş olacaktılar! Bu zaviyeden hareketle  baktığımızda, bu Ümmet kavramı artık Müslüman devletler ve siyasal islamcılar için müthiş bir sömürü aracı olmuştur.  Habeşistan’da İnsanlar açlıktan ölüyor bu zalim  siyasal İslam onlara ekmek yerine Kur’an götürüyor! Bu İslam türü Hiristiyan evangelistlerine çok benziyor. Bakınız ümmet aldatmacasına belkide en iyi örnek 63 tane Müslüman ulus-devletin olmasıdır. Bu Müslüman milletlerin 39 tane devleti Afrika kıtasında, 14 tanesi Asya kıtasında, 5 tanesi Ortadoğu’da ve Doğu Avrupa’da 6 tane Müslüman devletin olduğunu görüyoruz. Peki Siyasal İslam bu korkunç sahtekarlığı nasıl izah edecek?

İkincisi, Mısılı düşünür Fehmi Sınavi, Kürt halkının “İslam Ümmetinin yetimleri” olduğunu söylerken çok önemli bir saptamada bulunuyordu. Ancak Kürt halkını kim yetim bıraktı sorusunu ne Kürtler, ne de Müslüman dünyası sordu! Bence bu nokta çok önemli, aslında her şey burda saklı! Dolayısıyla ben sayın Münir Şefik’e soruyorum: Birincisi, Kürtleri kim yetim bıraktı? Bu yetim halkın katilleri kimlerdir?  Şüphesiz Kürt halkını yetim bırakanlar ne Amerika ve ne de İsrail devletidir. Kürt halkını yetim bırakan maktüllerimiz Türk, Arap, ve Fars Müslüman devletleri ve onların işbirlikçileri olan siyasal İslamdır.  Bu Ümmet Tuzağının diğer bir boyutu ise Kur’an’da Ümmet kelimesi “inananlar topluluğu” olarak geçmesidir. Kur’an, bir çok ontolojik varlıkların Ümmet olduğunu söyler. Siyasal İslam’ın dışında hiç bir İslam düşünürü Ümmet kavramının politik bir kavram olarak tanımlamazlar. Sonra Ümmet kavramını Türk, Arap ve Fars unsurları  saray, sultan,  krallık İslami düşüncesi içinde eriterek onu siyasal bir döküme sokmuşlardır.

A.K : 1920’lerde Cibranli Halid bey öncülüğünde Azadi örgütlenmesi kuruluyor, Azadi hareketinin tarihsel gelişimi ve rolü hakkında fikirleriniz nelerdir ?

K.A : Kürdistan Azadi hareketi değerli Kürt tarihçileri tarafından hem spesifik, hem de  spekülatif bir konu olarak halen de tartışılıyor. Biliyorsunuz Kürdistan, Lozan’la birlikte dört parçaya bölünüyor. Kuzey Kürdistan’da Halid Bey, Güney Kürdistan’da Berzenci ve Doğu Kürdistan’da Simko Ağa’nın önderlik ettiği Kürdistan ulusal mücadelesinin  anatomisi böylece  başlamış oluyordu.  Lozan anlaşmasıyla,  Kürdistan ülkesinin ve  Kürdistan halkının  büyük bir felakete sürüklendiğini gören Cibranlı Halid bey, eski Kürt Teali Cemiyeti ve eski  Kürt Teavun Cemiyetinin kadrolarından oluşan Yusuf  Ziya, Dr. Fuat bey, Seyit Abdülkadir, Molla Abdullah, İhsan Nuri Paşa ve Ekrem Cemilpaşazade gibi şahsiyetlerle “Kürdistan azadi” örgütünü kuruyor.

Azadi örgütünün en belirgin özelliği tüm üyülerinin bağımsız Kürdistan düşüncesini taşımalarıdır.  Özellikle Kürdistan  Azadi hareketinin lideri Cibran’lı Halit Bey’in, kaleme aldığı ve Komünist Rus devletine önerdiği on maddelik protokol meddelerinde kurulacak Kürdistan devletinin Rusların himayesinde olmasını talep etmektedir. Ne yazı ki, Kürdistan’ın azgın düşmanı, Azadi hareketinin daha fazla ilerlemesine müsaade etmeyerek hareketi bastırıp ve  boğacaktı. Oysa ki Wilson prensiplerini kabul eden Komünist Lenin, Kürt halkının self-determinasyon hakkını kullanmasına sırtını dönecekti.

A.K : Peki Kadir hocam, söz Azadi harketinden açılmışken geçen yıl haziran ayında Bir grup Kürt aydını Azadi İnsiyatifini Amed’de ilan ettiler. Bu oluşum hakkında ne düşünüyorsunuz ? 

K.A : Öncelikli olarak  Azadi İnisiyatifi’ne, Kürdistan’ın mücadele iklimine hoş geldiğini belirtmek istiyorum. Sanırım bu kardeşlerimiz Kürdistani, İslami ve insani sorumluluk sahibi olan bir grup Kürt aydını ve değişik mesleklerden müteşekil olan ve  bireylerin öncülüğünde yüzde yüz Kürdistani bir oluşumu hedeflediklerini düşünüyorum. Kürdistan halkının kendi ikbalini ve yazgısnı belirlemede söz sahibi olması için uluslararası hukuk örgütlerin, kurumların ve İslam hukuku ve evrensel hukuk karinelerine baş vurmak suretiyle  Kürdistan davasını özgürleştirmeye aday olduğunu beyan etmektedirler. Gerek  Kürt halkı için olsun gerekse de Türkiye’de yaşayan tüm halkların inanç, düşünce, hak, adalet ve özgürlükler konusunun atılacak her olumlu eylemi ve girişimi destekleyeceklerini söylüyorlar. Aynı zamanda insiyatif evrensel ölçekte dünya barışının sağlanması ve  insanlık ailesinin tüm şubelerinin eşit düzeyde hak, adalet ve özgürlüğe kavuşturulmasını önemle savunacaklarını söylüyorlar.  Bununla birlikte Azadi İnisiyatifi Kürdistani, insani ve İslami mücadele kulvarında silahlı bir yöntemi benimsemediğini, Mücadelesinde barışçıl yöntemleri esas aldığını ve meşruyetini ise  gerçek ilahi adaletten, evrensel ve bilimsel  hak ve özgürlükleri savunan, insanlığın ortak aklı, ahlakı, vicdani ve hukuki değerlerinden aldığını söylemektedir. Azadinin belki de en önemli  gördüğüm nosyonlarından biri, bu kardeşlerimizin Kürdistan davasını millileştirme çabası içinde olacaklarının işaretlerini vermeleridir.

İkinci gördüğüm önemli nokta ise, ideolojik ve dini nosyonlardan ziyade Kürdistan asabiyesine ve umranına uygun muhafazakar bir çizgiyi takip etmesidir. Bence de en doğrusunu yapıyorlar.  Çünkü  ulusal mücadeleler  ilk etapta kendi asabiye ve umranına göre hareket ettiklerini biliyoruz. Yani ulusal hareketler dini yada farklı ideolojik tandanslı olduklarında milli birliği ve milli beraberliği yakalamaları ve halkı ortak payda da buluşturmaları mümkün değildir.  Çünkü ideolojik, dini kaygıların  milli kaygıların  önüne geçmesi durumunda  ulusal mücadeleleri başarısız kıldığını biliyoruz. Diyelimki Kürt davası için çalışan tüm Kürdistani dinamikler Kürdistan’ın millileşmesi ve millileştirdikleri bu iklimde buluşup musafaha ettikten sonra, ülkelerinin özgürlüğü için kardeşce görev paylaşımını yapsalar  ve herkes o gün ülkesi için neler yaptığını ve ülkesine neler kazandırdığını birbirlerine sevinç ve mutluluk içinde anlatabilseler muazzam bir kazanım ortaya çıkaracaklardır. Bu anlamda Azadi bu örneği gösterebilirse Kürtler arasında milli sevginin, insani sevginin, islami sevginin ve  kardeşlik sevgisinin perçinleşmesinde yeni bir iklimin oluşmasında katalizör rolünü oynamış olacaktır.

Ayrıca Kürdistan davasının, millileşmesinde ve bağımsızlaşmasında Kur’an’daki şu ifadelerin bence çok önemli bir yeri vardır diye düşünüyorum. “Hayırlarda yarışınız, kötülüklerde yarışmayınız” Yani Kürdistan’ın hayrı ve selameti için herkesin karıncalar gibi çalışmaya ve bu çalışma karşılığından Allah’tan   büyük bir sevap kazanacağının müjdesini ve  Kürdistan halkının ve insanlık ailesinin saygınlıklarını kazanacklarını telkin etmeliler.  Bence Azadi İnisiyatifi Kürdistan’ın hayrı için  tüm Kürdistanlı renkleri, sesleri ve refleksleri  bu yarışa davet etmeden önce, ne kadar  güçlü bir örnek olduğunu ilkin  ortaya koyarak başlamalıdır. Bunu başardığı zaman, partileşme sürecinde  Kürdistan’ın en büyük  entellektüel gücünü kazanacağını şimdiden söyleyebilirim.

A.K : Bir önceki bölümde Kürt-islam yorumu olmadığını söylediniz. Azadi insiyatifi’nin Kürt-islam yorumu varmıdır?

K.A :Yanılmıyorsam Exmedê Xanê,  İslami ve  ilmi kimliğiyle Kürdistan davasına ilk olarak Kürt- İslam yorumunu yapmış büyüğümüzdür.  O tarihten bugüne kadar benzeri Kürt alimleri ve düşünürleri Exmedê Xanê  kadar olmasa da çok Küçük çapta Kürt-İslam yorumu yapmışlardır. Son olarak benimde aralarında bulunduğu  bir grup Kürt aydını tüm zamanların en iyi Kürt-İslam yorumlarını yaptığını söyleyebiliriz. Özellikle belirtiğim bu yeni  entellektüel jenerasyon son yıllarda Azadi İnisiyatifi etrafında örgütlendiğini ve Kürt-İslam yorum ve bilimi burda kozalaşarak Kürdistan’ın dağlarında ve ovalarında kelebek olarak havalanacağını söyleyebiliriz. Tabiki bu, Kürt-İslam yorumu diğerlerinden çok farklıdır ve siyasal-egemen islamla hiç bir benzer tarafının olmamasıdır. Yani  bu yeni Kürt-İslam yorumu Kürtlerin üstün bir ırk olduğunu asla öncelemiyor. Aksine Kürtlerin Müslüman dünyasında en fazla zulüm ve hakaret gören, tek uluslaşmayan millet olduğunu İslam bilimini ve diğer bilimler ekseninde yeniden münazara ve muvazane etme eylemi olarak değerlendirebiliriz. Haddimi aşarak Kürdistan’lı alimlerden, aydınlardan, düşünürlerden ve büyüklerimden özür dileyerek  Kürt-İslam yorumu üzerine ilk olarak tarafımdan kaleme aldığım “KÜRDİSTAN MESELESİ, ONTOLOJİK VE SOSYOLOJİK BİR AYETİR” adlı makalem  belki sorunuza cevap olur diye düşünüyorum.  Tabiki bu Kürt- İslam yorumu, yeni ve genç olduğu için özellikle Türk devletini rahatsız ettiği kadar en az Türk İslamcılarını da o derece rahatsız ettiği bir gerçektir.

A.K : Son dönemlerde Kürt sorununa çözüm amaçlı “Akil adamlar” tartışmaları gündemde. Akil adamları hakkında fikirleriniz nelerdir ?

K.A :  Türk devleti, işgal ve sömürgecilik yüzünü  “Akil adamlar”  maskesiyle transantalize ettiğini düşünüyorum. Şimdi bu “akil adamlar” komisyonunda bulunan Türk İslamcılarına, Türk solcularına ve Türk  liberallerine şu soruma cevap vermelerini istiraham ediyorum:   Kürtler tarafından beş bin yıl boyunca üzerinde yaşadığınız vatan topraklarınız  işgal edilmiş olsaydı, İşgal edilen bu vatanın toprakları Kasr-i Şirin anlaşmasıyla ilkin ikiye ve daha sonra Lozan anlaşmasıyla dört parçaya bölünseydi, dilliniz yasaklansaydı, ülkenizin yeraltı ve yerüstü zenginlik kaynaklarını kullanma tasarufu yasaklansaydı, bedenleriniz vahşice çarmıhlara gerilseydi, dünya milletler ve devletler topluluğunda adlarınız ve sanlarınız okunmasaydı ve bin yıl boyunca İslam maskesi altında Müslüman kardeşlik hikayeleriyle inanç ve zihin dünyanız dövülüp köle bir hayata mahkum edilseydiniz ve bir sabah uyandığınızda İslam kardeşliği ve halkların kardeşliğiyle uyutulup  aldatıldığınızı fark etseydiniz,  Kürtlerin de bu uyanış refleksinizi nötürlemek için size tekrar biz kardeşiz  söyleseydiler  siz ülkenizin topraklarını özgürleştirmek için devlet ülkünüzden vaz geçermiydiniz?

A.K  : Sonuç olarak genç okuyucularınıza vermek istediğiniz bir mesajınız var mı ?

K.A : Kürt gençleri, bir gün muhakkak Kürdistan davasını düşünceden kozaya, kozadan kelebeğe dönüştürerek ülkemizi özgürlüğe uçuracaklarına adım gibi eminim. Özellikle üniversiteli genç arkadaş, üniversitenin tüm imkanlarından yararlanarak kendilerini geliştirmelerini tavsiye ediyorum. Ayrıca bu kardeşlerimi çok önemsediğim için onlar adına bir yazı kaleme alıp onlara armağan etmek istiyorum. Selam, sevgi ve saygılarımı gönderiyorum. Ayrıca size hem safrettiğiniz emekten  dolayı ve hem de  bu imkanı bana sağladığınız  için teşekkürlerimi sunuyorum…

09/04/2013

Özgür Gündem Gazetesi