Maskeli Kürt Milliyetçileri ve Örgüt Firarileri!

                    Maskeli Kürt Milliyetçileri ve Örgüt Firarileri!

                                                                 Birinci Fasıl                 

Sevgili TWİTTER sakinleri!

40 yıllık fikir yolculuğumda sadece ahlaklı bir insan, müstemleke devletlerle mücadele de milletperver bir Kürt ve dünya yazarlar liginde iyi bir düşünür olmaya çalışıyorum!

Evet, bu gerçeğimizi kabul etmeyen, bizi kendi çirkin emelleri için kullanmaya yeltenen ve fikirlerimize her fırsat bulduklarında bir dizi küfürlerle saldıranlara bu makalenin cevap olacağını düşünüyorum.

Evet, beyler ve hanım efendiler! Su, ekmek, simit, peynir, domates, süpürge makinesi, tarak ve maske değilim ki beni kullanmaya tenezzül ve tevessül ediyorsunuz!

Yani diyorum ki, para ve makam değilim ki beni kullanıyorsunuz?

Doğrudur, para iyidir; kullanmasını bilirseniz zor zamanlarda işinizi görür ve makamı taşımasını bilirseniz size kalıcı bir itibar bırakır. Ancak bu iki şey insanı ahlaklı yapmaz! Çünkü ahlak, markette ve twitter odalarında satılmıyor. Ahlak, hakikatin okuludur. Öğretmeni akıl ve vicdandır! Hakikatin öğrencileri bu okulda uzun ve zahmetli bir eğitim ve terbiyeden geçtikten sonra yaşamları iffete bürünür ve hardal tanesi kadar bir kötülük yaptıklarında yüzlerine utanma perdesi çöker!

Değerli okurlar! düşünce maskesi altında kuluçkaya yatan, düşünce ahlakları çöplük ve yaşamdaki amelleri pislik  olanlar için yazıma şöyle başlamak istiyorum: Bana göre, üç çeşit düşünce vardır:

– Kölelerin düşüncesi

– Tüccarların düşüncesi

– Ariflerin düşüncesi

Evet, biliyorum! Biz Kürtler bir Cervantes, bir Kant, bir Hegel, bir Spinoza, bir İbn Haldun, bir İkbal, bir Şeriati, bir Tolstoy gibi büyük düşünce insanlarından yoksun bir milletiz.

Değerli okurlarım! Sizce milletlerin kaderini liderler mi, örgütlü halk kitleleri mi, yoksa güçlü düşüncelerin mimarı aydınlar mı belirler? Tabii ki her üçü de önemlidir ve etkilidir. Örneğin, bir dizi liberal siyaset felsefecisine göre milletlerin yazgısını liderler belirlerken, bir dizi sosyalist yazara göre ise halk kitleleri belirler. Misal, Tolstoy’a göre olayların niteliğini ve akışını belirleyen “Napolyonlar değil, vatanperver halk kitleleridir!”

Evet, büyük Rus filozof Tolstoy doğru söylüyor; ancak bana göre de liderlerin milletlerin kaderini belirlemede çok daha belirleyici bir rol oynadığını düşünüyorum. Örneğin:

İspanya için Loyola,

Almanya için Bismarck, Wilhelm, Fichte,

İtalya için Mazzini,

Finliler için Snellman,

Yahudiler için Theodor Herzl,

Hintliler için Gandhi,

Güney Afrika için Nelson Mandela

ve Kürtler için de Sayın Abdullah Öcalan o derece önemli bir liderdir.

Tam da bu noktada Sayın Kürt milliyetçi yazarlara, gazetecilere, marjinal Kürt partilerine, profesörlere, din adamlarına, avukatlara, öğretmenlere, mühendislere, mimarlara, doktorlara, ses sanatçılarına, görsel sanatçılara, iş insanlarına şu soruma açık yüreklilikle yanıt vermelerini istirham ediyorum:

Kürtlerin hürriyet mücadelesi yalnızca Sayın Abdullah Öcalan ve onun ÇİLEKEŞ dava arkadaşlarına mı farz oluyor?

Evet, beyler ve bayanlar! “Yalnız onlara farz değil” diyorsanız eğer, o halde halkınızın hürriyeti için Sokrat, İsa, Musa, Muhammed, Ebuzer, Robinson Crusoe, Miguel de Cervantes, Snellman, Theodor Herzl gibi halkın içine karışmayı ve ev ev dolaşarak tebliğ etmeyi ne zaman düşünüyorsunuz?

İkincisi şu ki, üniversitelerde yetişen ve diploma sahibi olanların ezici çoğunluğu Kürtlerin hürriyet mücadelesine bir hardal tanesi kadar katkı sağlamıyor ve Kürt milletinin hayatından kopuk yaşıyor! Bu kimselerin karınları mideleri üstünde, mideleri başları üstünde! Kabadırlar; hayata ve topluma karşı sorumluluk taşımazlar, rahatlarına düşkündürler, hodbindirler, egosantriktirler, görgüsüzdürler, ayyaştırlar, tembeldirler, üretme yetenekleri yoktur, taklitçidirler, her şeye ve herkese kıskançlık ve kin beslerler.

Bunların beyinleri üniversitede ezberledikleri bilgilerle doludur fakat sosyolojiye yabancıdırlar; odalarındaki masalara çakılıp kalmışlar, kravatla dolaşıyorlar. Bunlar paralı memurlardır, aydın değillerdir; aydın taklidi yapıyorlar. Oysaki aydın, halkın içinde dolaşan bir kütüphane, bir rahip, bir âlim, bir öğretmen, bir peygamberdir!

Sevgili okurlarım! Gerçek bir aydın, İsa Peygamber’in havarileri ve Muhammed Peygamber’in ashâb-ı suffe’si gibi halkın beyin lambalarını yakar ve nar taneleri gibi sevgi serpiştirir. Aydın olmak; gösterişli kıyafetler giyinmek, papyon-kravat-şapka takmak, top sakal ve uzun saç bırakmak, kulaklara küpe takmak, alkol içmek, züppece sokakları arşınlamak ve TV ekranlarında bacak üstüne atmak değildir. Aydın, halkın öğretmeni ve ülkesinin beynidir!

Ünlü İskoçyalı tarihçi Thomas Carlyle, “Kahramanlar” adlı eserinde halk kitlelerini cansız bir balçığa benzetir ve o balçığa heykeltıraş eli dokunduğu zaman büyük bir sanat ve büyük bir lider portresinin ortaya çıktığına işaret eder. Örneğin tıpkı Sokrat, Muhammed, Napolyon, Sezar gibi.

Bu anlamda yerküremizde Finlilerin kısmetine bataklıklar, taşlar ve yılın on ayı kar düştü; onlar kaderlerine boyun eğmediler, “şeytan şekerliklerini” park ve bahçelere dönüştürdüler!

Biz Kürtler ise cennet gibi bir ülkeye sahip olduğumuz hâlde kısmetimize şeytan, cehennem, yenilgi, ihanet, acı, tefrika düştü ve bilge bir Kürt lider Abdullah Öcalan ortaya çıktı; kader olarak gördüğümüz bu uçurumun kenarından tutup bizi aldı. 

                                                                 İkinci Fasıl

Evet, konuşmak kadar yazmak da büyük bir sanattır. Bu konuda İranlı filozof Sa’dî-i Şirâzî diyor ki: “Lâfta ölçü bilmeyen, edepsizlikte sınır tanımaz.” Aynı hususla ilgili sevgili Kürt filozofu Said-i Kurdî, insanların ezici çoğunluğunu “sûreti me’nûs, sîreti ma’kûs” yani “dışı süs, içi pis” biçiminde tarif etmiştir.

Acaba biz insanlar, bilinçaltımızın gardiyanlarıyla entelektüel zaviyede bir dizi zihinsel egzersiz yapma cesaretini gösterebiliyor muyuz? Sesimizi ve düşüncelerimizi avuçlarımızın içinde tutabiliyor muyuz? Peki ya hayatımızı bir saniye ileri ve bir saniye geri alabiliyor muyuz? İnsan kimi zaman bir hiçten her şeye ulaşabiliyor mu? Ya da kimi zaman her şeyden bir hiçe düşebiliyor mu?

Bu bağlamda kısaca şunları söylemek isterim: İnsanın düşünce hayatı iniş ve çıkışlarla doludur. Yaklaşık olarak, hayata karşı önyargılarımızın ve yanlış kararlarımızın kökeninde deneyimsizliğin yattığını düşünüyorum: Bilgi, insanın düşünce yolculuğunda sürekli değiştiği gibi tecrübe de kendisini sürekli güncelliyor. Örneğin içimden geçenleri yazmasam olmuyor, sessiz kalsam olmuyor, alttan alsam olmuyor ve şu içimizdeki bir grup milliyetçi Kürt maskelilerin maskesini düşürmeden içim rahat etmiyor.

Üzülerek belirtmeliyim ki bugün birlikte yaşadığımız insanların ezici çoğunluğu gerçek yüzlerini bizden maskelerle saklıyorlar. Çünkü bu tür insanlar hayatın tüm adresleriyle sorun yaşıyorlar; her mekân ve zaman için farklı maskelerle hayatın şurasında burasında karşımıza dikiliyorlar, huzurumuzu kaçırıyorlar, hayatın rüzgârları karşısında bir yaprak gibi sürekli savruluyorlar, kendi gölgeleriyle yüzleşmekten korkuyorlar, arketiplerine sığınarak kendilerini avutuyorlar. Örneğin bu tür insanların en fazla çırpındığı, yuvalandığı ve erotize oldukları yer sosyal medyadır. Çünkü sosyal medya onlara inanılmaz hazlar yaşatıyor.

Bilhasa beş-on yıl içinde Kürt milliyetçiliği maskesiyle Facebook, Instagram, TikTok ve son olarak soluğu Twitter sohbet odalarında alan bu sokak insanları ve örgüt firarilerinden kısaca bahsetmek istiyorum. Evet, değerli okurlar, yürekleri nar taneleri gibi topluma sevgi serpiştirmemiş, sevgi ve gülme yeteneklerini kaybetmiş, beyinleri bir hardal tanesi kadar iyilik eyleminde bulunmamış, beyinleri küçük bir kıvılcım kadar ışık üretememiş bu sokak insanları, bu rezil ahvâlleriyle Twitter odalarında Kürt milliyetçiliği maskesi altında kâh devlet kuruyorlar, kâh devlet yıkıyorlar(!)

Ne yazık ki bu insanlar hayatları boyunca bir düzine kitap okumamış, milliyetçilik ideolojisiyle ilgili tek bir bilimsel makale yazmamış, aileden sevgi görmemiş, toplumun hiçbir tabakasından takdir almamışlardır. Hâkezâ şikâyetten başka hiçbir sermayeleri olmayan, ruhları kirlenmiş, mânevî dayanakları zelzele geçirmiş ve bir domuz gibi kendi pisliği içinde devinip duran bu insanlara şunları söylemek artık elzem olmuştur:

Ey maskeli Kürt milliyetçileri! En iyilerinizin beyin korteksine girdim, beyin çekmecelerinize baktım; burada düşünce adına hiçbir şey göremedim, gözüm çöplüğü gördü ve burnum pis kokuyu aldı. Biliyorum sizin derdiniz bağımsız ve milletperverlik ülküsü değildir! Sizler aziz Kürt milletinin en kötü ve en câhil fırkasısınız!

Kürt halkı için iyilik yapan ve Kürt davasına başarılar kazandıran gerçek Kürt vatanperverlerine karşı tahammülünüz yok. Kibir ve kıskançlık yüreğinizi işgal etmiş. Kin ve nefret dalgaları üzerinde sörf yapıyorsunuz. Kürdistan âyetine yemin ederim ki müstemleke Türk devleti size dünyevî gâileler teklif etse şerefinizi düşünmeden ve arkanıza bakmadan koşar adımlarla gidersiniz ve önemli bir kısmınızın zaten Kürt milliyetçiliği maskesi altında HAFİYECİLİK yaptığı biliniyor! Tam bu noktada büyük İslam filozofu Sa’dî Şirâzî şöyle der: “Büyük işler, küçük insanlara bırakılmaz.”

Yazar doğru söylüyor; çünkü bana göre Kürt davasında üç çeşit insan vardır:

– Büyük insanlar

– Küçük insanlar

– Çukur insanlar

Üzülerek belirtmeliyim ki sizler ÇUKUR İNSANLAR kategorisinde yer alıyorsunuz. Çünkü şu vasıflardan mahrum olmanız: Gerçek bir Kürt milliyetçisi az konuşur, çok pratik yapar, milletinin millî birliğini savunur, tefrika dalgalarına karşı sevgi ve bilgiyle milletine filika olur, düşmanın hoşlanacağı hiçbir kötü sözü kardeşlerine söylemez ve onların şeref direklerini devirmez.

Keennehum gerçek bir Kürt milliyetçinin zekâsı parlak, hayatı pırıl pırıl temiz ve disiplinli olur. Bununla birlikte yaptığı vatan çalışmasıyla Kürt millî hafızasının şekillenmesinde, kavileşmesinde başat rol oynar ve Kürdistan’ın ekonomik, kültürel, sanatsal, edebî, bilimsel, sportif konularda gelişmesine ve yaygınlaşmasına katkılar sunar. Kısacası gerçek bir Kürt milliyetçisi şöyle düşünür ve harekete geçer: “Bedenimle, aklımla, ruhumla, yüreğimle, bilgimle, servetimle ve sahip olduğum bütün güçümle vatanım olan Kürdistan’a ve yalınayaklı halkıma kendimi adıyorum!” der.

Peki, Twitter odalarında taşkınlık yapan sahte Kürt milliyetçi züppeler ne yapıyor? Spekülatif, ansiklopedik ve yapay zekâ bilgisiyle Kürdistan âyetinin “mümkünül vücûd” olduğunu iddia ediyorlar; oysaki Kürdistan âyeti, Arabî’nin sistematikleştirdiği “vahdet-i vücûd”un ta kendisidir.

Bu züppeler 7/24 Sayın Abdullah Öcalan’ı, onun çilekeş dava arkadaşlarını ve değerli hareketini hedef almaktan başka bir şey düşünüyorlar mı acaba? Örneğin “Kürt milliyetçiliği” maskeli bu insanlar Kürt halkının eğitim ve kültür seviyesinin yükseltilmesi hususunda kafa yoruyorlar mı, bu alanda somut şeyler yapıyorlar mı? Elbette ki Kürtler arasında bozgunculuktan başka hiçbir şey yapmıyorlar: Bunlar o kimselerdir ki sokak yaşamına teslim olmuşlar, çalışmıyorlar, üretmiyorlar, sadece tüketmek ve yırtmak istiyorlar. Bu kötü Kürtlerin ahvâli Kur’ân’da bahsi geçen Hz. Musa ve kavmine ne kadar da çok benziyor: “Ey Musa, biz bir çeşit yemeğe artık katlanmayacağız; Rabbine yalvar da bize yerin bitirdiklerinden bakla, acur, sarımsak, mercimek ve soğan çıkarsın” demişlerdi.

Ey Kürt maskeli züppeler! Siz yerinizde oturun, çalışmayın, üretmeyin, keyfinize bakın, erotik fanteziler kurun, transparan düşüncelerinizle Kürt mücadelesine suikast yapın, bol bol şikâyet edip durun; Sayın Öcalan ve çilekeş dava arkadaşları da size devlet kursunlar ha(!) Vay ahlâksızlar!

Ey milliyetçi Kürt maskeli züppeler! Bu devleti kurmak ve bu devlete sahip olmak o kadar kolay mı? Yoksa bizim bilmediğimiz bir şey mi var? Örneğin “Kürdistan Devleti” marketlerde eşya, emlakçılarda arazi ve tapu dairesinde belge gibi mi satılıyor?

Son olarak, Twitter odalarında bir araya gelen ve ürettikleri pislik içinde devinip duranlara şunu söylemek istiyorum: Üretemeyenler sürekli tüketir, sürekli şikâyet eder ve şikâyet çöplüğünü oluştururlar! Sokak insanlarının ADINI ANARAK muhatap olmak, tıpkı pisliğin içinde domuzla güreşmeye benzer. Evet, domuzun pislik ürettiği bir yerde onunla güreş tutarsanız domuzun pisliği size bulaşır ve bu durum domuzun hoşuna gider! Bu düzlemde  biz Kürtlere pazuları güçlü Herkül’ler-boksörler, muhendisler, mimarlar, fizikçiler ve beyinleri güçlü olan Sokrates’ler lâzım!

Kadir Amaç-Brüksel