MUTLULUĞUN FELSEFESİ   

MUTLULUĞUN FELSEFESİ   

Dünyamızın ömrünün yaklaşık 70 bin yıl ve yazılı tarihinin 5 bin yıl olduğunu değerli okurlarıma hatırlatarak yazıma başlamak istiyorum. Evet, geçen bu zaman dilimi içinde gezegenimiz çok sayıda gelişmelere, yeniliklere, icatlara tanıklık etti. Yani mağara devrinden avcılığa, avcılıktan toplayıcılığa, toplayıcılıktan tarım toplumuna, tarım toplumundan sanayi toplumuna, sanayi toplumundan modern topluma, modern toplumdan postmodern toplumlara evrildik.

Önce okyanuslara açılan devasa yük ve yolcu gemileri, dağları delen tüneller, derin vadiler üzerinde inşa edilen köprüler, gökyüzüne yükselen görkemli cam binalar, ulaşımı hızlandıran muhteşem otobanlar, 5 bin yıllık yazılı tarihin arşivini bir tek bilgisayar, bir tek akıllı cep telefonun beynine yükleyen CPU, sosyalizasyonun her alanında aktif rol oynayan yapay zeka teknolojisi, saatte 500 km’lik bir hıza sahip olan otomobiller ve en son gökyüzünde havalanan en hızlı hipersonik uçaklar, insanın anlam ve mutluluk arayışına yanıt veremedi.

İnsan hafsalasının kaldıramayacağı bu baş döndürücü, yırtıcı ve her şeyi havada savurabilme yeteneğine sahip olan, teknoloji ve bilimsel keşiflerin en üst seviyedeki performansı karşısında gezegen insanları hâlâ neden mutsuz? Siz değerli okurlarıma göre, gezegende yaşayan 8 milyar insan neden mutlu değil? Ya da içinizde gezegenin bir kıtasının, bir bölgesinin, bir ülkesinin mutlu olduğunu düşünen var mı?

Şahsen, bu devasa boyuttaki teknolojik gelişmelerin ve bilimsel buluşların modern insanın mutsuzluk sorununu çözemediği gibi, hiçbir dinin ve hiçbir ideolojinin de insanın ve toplumun mutluluk “aura” ya da “enerji alanı”nın en az bir bölümüne şu ana kadar bir çare bulamadığını düşünüyorum.

Yani, tüm bu teknolojik ve bilimsel gelişmeler insanlar arasındaki şiddeti, nefreti ortadan kaldıramadığı gibi; eskiye oranla insanlar daha mutsuz, daha açgözlü, daha kibirli ve daha bencil oldular. Bu yeni açgözlülük kültürü, hem kendilerini hem de sömürdükleri diğer insanları daha çok mutsuz etmiştir.

Tarihçilerin ve politikacıların sorması gereken soruları neden hep felsefeciler soruyor? Doğrusu, bu durumu henüz anladığımı sanmıyorum. Yani bizim gibi, felsefecilerden başka insanın mutluluğu üzerinde düşünen, kafa yoran, sorular yönelten ve bu konuda derli toplu bilimsel çalışmalar ortaya çıkaran, bir tarihçi ve bir siyasetçi neden şu ana kadar ortaya çıkmadı ve bu meseleye dair derin bir takım çözümlemeler neden yapılamadı?

Peki, bu kadar teknolojik imkan ve bilimsel buluşlar postmodern insanların mutluluğunu ortaçağ insanların yaşadığı mutluluktan çok daha ileri bir düzeye taşıyamadıysa, bu kadar kaydedilen gelişmeler, icatlar, üretim ve kanunlar ne işe yarıyor ki? Avcılık, toplayıcılık ve tarım dönemindeki insan ve toplum, dijital çağın insanlarıyla mukayese edemeyeceğimiz düzeyde daha çok mutluydu.

Elbette onların da çok mutsuz oldukları anları, saatleri, günleri, haftaları, ayları ve yılları vardı. Başka bir biçimde söyleyecek olursak; insanın ontolojik veya biyokimyası gereği mutluluk bir süreliğine onların üzerine konuyordu, sonra ortalıktan kayboluyordu ve bu kez yerini hüzün alıyordu.

Bilim ve teknolojinin postmodern insanların üzerinde zaman zaman konan bu mutluluğun süresini eskiye oranla daha fazla uzatması gerekmiyor muydu? İşte benim bahsetmek istediğim şey bu! Postmodern insanların üzerinde dolaşan mutluluk, eskiye oranla daha az bir süre içinde insanın üzerinde dolaşıyor ve beklenmedik bir anda çekip gidiyor ve yerini bu kez süresini eskiye oranla çok daha fazla uzatarak hüzne bırakıyor. Bu yaşananlar enteresan bir durum değil mi?

Günümüzde mutsuzluğun kısaca ahvali buyken, milliyetçilik ideolojisi mutluluğun tanımını şöyle yapıyordu: Eğer bir millet kendi siyasal ve teritorial egemenliğini elde etmiş olursa, milli duyguların insanı mutlu edeceğini iddia ediyordu…

Dinlerin kutsal kitapları, mutluluk meselesine Allah’a yakın durmakla ve onun öğretilerine bağlı kalarak ancak insanın mutlu olabileceğini ileri sürüyordu…

Sosyalistler insanın mutluluğunun adresini proletarya diktatörlüğünde işaret ediyordu…

Liberaller ve realistler serbest piyasanın daha fazla üretimi sağlayarak, toplumda paranın ve üretimin büyük bir pasta meydana getireceğini ve bu pastadan herkese yetecek şekilde ayrılan dilimlerin, insanı ve toplumu mutlu edeceğini savunuyordu…

Ne yazık ki isimlerini yukarıda saydığım ideolojiler ve dinler tüm iyi niyetli çabalarına rağmen vasat ölçekte bile, insan ve toplumu mutlu etmeyi başaramadılar. Öyle ki, en şeriatçı, en liberal ve en demokratik ülkelerde bile postmodern insanların önemli bir bölümü mutlu olamadı. Bu ülkelerin en varlıklı ve en eğitimli insanları ceplerinde uyuşturucu, depresyon ilaçlarını eksik tutmadılar ve birçoğu ise intihar etmeyi tercih etti.

Oksidentalist düşünce akımları geçmiş tarihteki insanların mutsuzluğunun kaynağını din, eğitim koşulları ve üretime bağlıyordu. Bu akımların en güçlüsü olan modernizm, yüz yıl içinde tüm dini inanç grupları ve toplumsal gelenekleri sekülerleştirdi ve toplumun önemli bir bölümünün dini hayatlarından tamamıyla çıkarmasına vesile oldu ve toplum eskiye oranla inanılmaz eğitim imkanlarına kavuştu. Örneğin, bugünkü bir yıllık üretim oranı 1500 yıl önceki zamana göre hesaplandığında, bir yılda üretim 240 kat ve gene bir yılda postmodern toplumun tükettiği enerji 115 kat artmasına rağmen, insan ve toplum eskiye oranla çok daha mutsuz görünüyor!

Bu modernist akımlar, insanların daha fazla üretim yaparak ve daha fazla eğitim alarak mutlu olacağını düşünüyordu. Modern toplumların önemli bir kısmı bu sıraladığımız imkanların tümüne kavuştuktan sonra gördüler ki, mutsuzluğun hayatlarından çekip gitmediğini. Bazıları bu gerçeği kabul etmeyip intihar etti, bazılarının mutsuzluk arayışları devam ediyor ve bazıları da mutlu ve mutsuzluğun insanın biyokimyasında olduğunu kabul ederek yaşamlarını sürdürmeye devam ediyorlar.

Daha önceki insanlar çok az çalışıyordu, çok az tüketiyordu, çok az biriktiriyordu, ürettiklerini dikkatlice kullanıyordu, fazlasını paylaşıyordu, israf etmiyordu, saklıyordu, ihtiyaç olduğunda çıkarıp tekrar kullanıyordu ya da ihtiyacı olana veriyordu. Çöpe asla atmıyordu. Çünkü ÇÖP, ESKİ İNSANLARIN HAYATLARINDA ASLA YERİ YOKTU ve çöplük kavramı modern zamanlarda biz insanların hayatına girmeyi başardı.

Bugün ise baş döndürücü bir üretim var, dünya kaynakları hoyratça kullanılıyor ve korkunç boyutlarda bir israf gerçeği var. Bu israf kültürü, dünyayı kirletiyor ve biricik dünyamıza pis kokular bırakarak, çöp üreterek ve pis kokular yayarak aptalca mutlu olacağını sanan milyonlar ve sonları gene mutsuzlukla bitiyor.

Evet, doğrudur. Bundan 200 yıl önce gezegenimizde çocuk ölümleri ve salgın hastalıklar insanları mutsuz kılıyordu ve insanları kitleler şeklinde ölüme mahkum bırakıyordu. Günümüzde ise, doğum ve salgın hastalık ölümleri neredeyse tamamen ortadan kalkmış durumda. Bu oldukça sevindirici bir durum. Eski çağlardaki salgın hastalıklar insanları derinden mutsuz ederken, şimdiki postmodern insanlar karşılaştıkları bambaşka meselelerde mutsuz oluyorlar.

Örneğin, eskiden insanlar yaya yürüyerek veya atlı olarak günlerce, haftalarca, aylarca ve yıllarca yolculuk yaparak ömürlerinde çok ciddi bir zaman harcamış oluyorlardı; yorgun düşüyorlardı ve özellikle ailelerinden uzak kalmaları onları mutsuz kılıyordu.

Bugün ise insanlar 48 saat içinde dünyanın etrafını rahatlıkla dolaşabiliyor. Bir ülkeden diğer bir ülkeye, bir kıtadan diğer bir kıtaya birkaç saat uçtuktan sonra, yolculuğunu çok rahat ve mutlu bir şekilde tamamlayabiliyor.

Ancak yüzlerce yolcu taşıyan bir uçak havadan yere çarparak, tüm yolcuların ölmesine ve hayatını kaybeden ailelerin ve yakınlarının bir ömür boyu mutsuzluklarına hiçbir teknoloji engel olamıyor ve çare de bulamıyor! Bu her iki imkan ve olay bazen bizi mutlu ve bazen de bizi mutsuz kılıyor.

Misal, Çin’de komünizm devleti kuruluyor ve 3 yıl içerisinde 50 milyona yakın insan açlıktan ölüyordu. Rusya’da sosyalistler insanın mutluluğu için 17 milyon insan öldürüyordu. 1. Dünya Savaşı’nda milletler ideolojisi mutluluk adına 20 milyon insan öldürüyor. 2. Dünya Savaşı’nda, bilim ve teknolojinin işbirliğiyle insanın mutluluk arayışları için atom bombası icat ediliyor ve bu savaşta 68 milyon insan hayatını kaybediyor.

Bilimin, eğitimin, üretimin ve demokrasinin ana merkezi gösterilen modern Avrupa Kıtası, “insanın mutluluğu” için nasıl bu kadar barbar olabiliyordu? Önceleri insanlar, teknoloji ve bilimin hayatımıza kolaylıklar sağlayacağını ve bu yeni teknolojik imkanlarla bizi mutlu kılacağını düşünüyordu. Ama yanıldılar ve bugün gezegenin en başat sorunu insanın mutluluk krizi olarak karşımıza çıkıyor.

Bundan üç yüz yıl önceki atalarımızdan daha çok mutlu olduğumuzu hangi bilim insanı iddia edebilir? Örneğin, eski atalarımız haftalarca ve aylarca banyo yapamıyordu. Vücutları üzerine biriken kir ve kokulara beyin sinirleri alışmıştı ve hallerinden gayet memnundular. Bugünkü modern bir insan, her gün banyo yapma imkanına sahip olduğu halde, eski ataları kadar mutlu ve huzurlu olamıyor.

Gerçekten de insanı mutlu eden para mı, aile mi, genetik mi, yoksa erdemli olmak mıydı? Özellikle son yıllarda sosyologlar, psikologlar, biyologlar ve arif kimseler, toplum üzerinde bir dizi araştırma yaparak, insanları ve toplumları mutlu eden amilleri ortaya çıkarmak için bir dizi bilimsel çalışma ortaya koydular. Sonuçlar, mutluluğun üretim ve iyi hayat koşullarından kaynaklanmadığını istatistik verilerle gözler önüne serdi.

Günümüzde mutluluk olgusu, biraz somut ve biraz da soyut nedenlere dayanıyor. Aslında, somut ve soyutun diyalektik kanunları da diyebiliriz. Postmodern insanların mutluluğu daha çok somut şeylerle gerçekleşiyor. Örneğin, bir evinin olmaması onu mutsuz kılıyor. Ev sahibi olduktan kısa bir süre sonra mutluluk bu kişinin üzerinde dolaşıyor, kişi doyuma ulaşınca yine mutsuzluğa geri dönüş yapıyor.

Bu kişinin mutluluk arayışı bu kez bir otomobil sahibi olmaya kilitleniyor, otomobil sahibi oluyor, tekrar mutluluk bu kişinin üzerinde dolaşmaya başlıyor ve her arzu doyuma ulaşınca bu kez doyum azaba dönüşüyor. Yani postmodern insanların ekonomilerinin ve sağlıklarının iyi imkanlara sahip olması, onların mutluluk sürelerini uzatmıyor.

İlerleyen dönemlerde, teknoloji ve bilim insanlara ölümsüzlük imkânı yaratabilecek mi? Ölüme çare bulunamayacağı konusunda tüm bilim dünyası hemfikir. Ancak, bilim ve teknoloji ileriki yıllarda insan ömrünü daha fazla uzatacakları konusunda umut dolu mesajlar veriyorlar. Varlıklı insanların bundan sonraki erotik mutluluk arayışları, ömürlerini uzatmak ve gezegenler arası seyahate çıkmakla denenecek. Ama parası olmayanlar, ömürlerini uzatamadıkları ve gezegenler arası seyahat edemedikleri için büyük bir mutsuzluk krizine girecekler.

Üç yüz yıl önce insanların sosyalleşmesine kısa bir yolculuk yapalım. Sonra bakalım ve o çağın insanları günümüz insanları gibi bu kadar temel ve hak hürriyetlere sahip olmadıkları halde, neden çok daha mutluydular? Bugünkü insanlar, özgürlükler ve temel haklar konusunda geçmişle mukayese edilmeyecek düzeyde ileride oldukları halde neden mutsuzlar? Örneğin, eskiden atalarımız evlendiğinde kendi eşlerini seçemiyordu ve eşleri istedikleri zaman eşlerini bırakıp gidemiyordu. Bugün ise, insan evlendiği zaman kendi eşini seçiyor ve seçtiği bu eş onu bırakıp özgürce gidebiliyor.

Yani, şiddetli bir fakirlik ve şiddetli bir hastalık durumuyla karşılaşmayan bir aile, varlıklı ve eğitimli bir aileden daha fazla mutlu olduğunu kanıtlayan şu yaşanan durumdur: Bu varlıklı ve eğitimli insanların ezici çoğunluğu ceplerinde, depresif ilaçlarını ve uyuşturucu maddelerini taşıyarak varlıklarını sürdürüyorlar.

Ben bu duruma mutluluğun krizi diyorum! Postmodern insanın mutluluk aurası çok karmaşık bir durum yaşıyor. Bu karmaşık durum onun duygu atlasında zaman zaman krizler geçirmesini sağlıyor. İçerdeki enerjiyi iyi yönetebilen, krizi atlatıyor ve krizi iyi yönetemeyenler uyuşturucu ve depresif ilaçlara mahkûm oluyor ve bu lanetli şeylerle de krizini yönetemeyince çareyi bazıları da intihar etmekte buluyor.

Sonuç olarak, mutluluk insanın içindeki enerjinin adıdır. Bu enerjiyi fark edemeyen, ortaya çıkaramayan, enerjiyi yönetemeyen insanlar ve toplumlar mutlu olamazlar. O halde benim mutluluk işine şöyle yoğunlaşmalıyım: İçimdeki enerjiye yapışıp kalan, tüm pislikleri temizlemeliyim ve içimdeki enerjiye sinen tüm kokuları yıkamalıyım. Kin ve kıskançlık kapılarını kapalı tutmalıyım, sevgi kapılarını tümüyle açık bırakmalıyım ki, sevgi sinyalleri beynime IŞIK ve yüreğime SEVGİ saçsın. Evet, içimden yeni bir ben çıkarmalıyım! Tıpkı Bağdadi’nin dediği gibi: “Nur’a baktım; kendim de nur olana kadar otuz yıl bakmaya devam ettim!”

Mutluluk, biyokimya dediğimiz insanın iç dünyasıyla alakalı bir duygu dalgası, ya da bir duygu aurası olarak görüyorum. Mutluluk konuları üzerinde YouTube kanallarına kulak vermenin bir faydasının olacağını düşünmüyorum. Bu konuda nörologları dinlemek, önerilerini almak ve özellikle sufi âlimlerin öğretilerine müracaat etmeyi felsefi buluyorum ve mutluluğa giden yolumuzun ışıklarını yakmamıza yardımcı olacağını düşünüyorum.

Çünkü küresel reklam şirketleri beynimizi reklamlarla yıkıyorlar ve içimizdeki enerjinin içine bir reklam çipini yerleştirerek sinyalizasyon dalgalarla mutluluk algoritmamızı inşa ediyor. İnsanlar ve toplumlar “REKLAMLARLA YIKANMIŞ MUTLULUK” sloganıyla bu tuzaklara rahatlıkla düşürülüyor ve ezici çoğunluğu bu tuzağın farkında bile değil.

Reklamlarla yıkanmış beynimiz parayla, toplumsal mevki, estetik ameliyatlar, güzel evler, güzel arabalar ve insanlar üzerinde otorite kurarak mutlu olacağımıza ikna ediliyor. Aman Allah’ım! Bu ne büyük bir kandırmaca. Yönlendirilen beyin tüm arzularını kısa bir süre içinde elde ediyor, bir süreliğine mutluluk onun biyokimya bölgesine konuyor, dolaşıyor, enerji bitince tekrar kişi mutsuzlukla baş başa kalıyor.

Batı medeniyetinin yarattığı bu mutluluk gerçeğini, tıpkı ağız salyası ve canıyla estetik bir eser ortaya çıkaran ipek kozasını yapan ipek böceğine benzetiyorum. İpek böceği koza yapıyor, sonunda eserinde kendisini boğuyor. İşte kapitalist sistemin yarattığı mutluluk algoritması böyle bir şey.

İnsanın mutluluğu aslında yukarıda belirttiğimiz gibi, beyindeki sinir sistemleri ile alakalı bir durum olarak değerlendiriyorum. Beyindeki sinir sistemlerimizi iyi eğitebilirsek, iyi yönetebilirsek, hayatımızın önemli bir bölümünü mutlulukla geçirebileceğimizi garanti edebilirim. Mutluluğu somut şeylere indirgemek büyük bir yanılgıdır. Soyut mutluluktan kastettiğim şey, insanın içinde dolaşan bir enerji, ya da beynimizdeki sinir sistemi ile ilgili bir durum. İçimizdeki bu dolaşan enerji ve beynimizdeki bu sinir sistemi duygularımızı sürekli olarak değişken tutabiliyor. Yani mutluluk şeridinden mutsuzluk şeridine, mutsuzluk şeridinden mutluluk şeridine pinpon topu gibi sıçrama yapmamızı sağlıyor.

Örneğin, 10 dakika önce kendimizi çok mutlu ve huzurlu hissederken (çevrimiçi), hemen ardından kendimizi çok üzgün ve yalnız hissedebiliyoruz (çevrimdışı). Bu durum tamamıyla insanın beynindeki sinir sistemi ile ilgili bir durumdan kaynaklanıyor. Biyologlar, nörologlar, filozoflar ve sufiler, insanın mutluluğunun insanın içinde başladığını ve beyindeki sinir sisteminin kendisini dış faktörlere karşı iyi yönetmesi olarak değerlendiriyor.

Kadir Amaç
Gece: 03:47
Brüksel

19 cevaplar
  1. Potaphcah
    Potaphcah says:

    MIGRANT SUPPORT предоставляет услуги лучших специалистов, обладающих достаточным опытом работы. В своей деятельности мы каждому клиенту предоставляем индивидуальный подход. Гарантируем достижение в выгодном совместном сотрудничестве и приемлемые цены. https://vpolshe.com/kriptolitsenziya-v-polshe/ – сайт, где у вас есть возможность уже сегодня оставить заявку. Поможем вам с получением криптолицензии в Польше. Процесс пройдет гладко, все сделаем быстро. Вы точно будете удовлетворены нашим сервисом и результатом. Звоните, ответим на ваши вопросы!

    Yanıtla
  2. bioreparac_beSl
    bioreparac_beSl says:

    Какие еще существуют показания для биорепарации? Показания включают лечение фотостарения, улучшение цвета лица и коррекцию мелких морщин
    биорепарация плинест biorevitalizacia.com .

    Yanıtla
  3. DanielRet
    DanielRet says:

    Shipt background check problems

    Recognizing Shipt Background Check Denials and Handling Them
    A background check is an crucial hiring procedure when applying for a job with Shipt. Some applicants, sadly, may have their background checks denied. Vital first steps in possibly overturning this decision are knowing why this denial occured and how to contest a background check.
    Reasons Commonly Given for rejects of Background Checks
    With thorough background checks, Shipt hopes to ensure the dependability and safety of their services. A history of criminal behavior, disparities in personal information, or mistakes in background checks are just a few of the reasons a denial can take place. Candidates who feel their denial is based on inaccurate or insufficient information must know how to contest anything on your background check.
    Resolving a Failed Background Check
    Knowing how to contest background check findings is the first step if you believe your Shipt background check denial was caused by a mistake. As is their privilege under employer background check rules, applicants should start by asking for a copy of their background check report. You can then go over the content and find any errors or inconsistencies.
    Employment Background Check Error Dispute
    The procedure to contest the findings of criminal background checks can be started as soon as an mistake is found. This is formally contesting the erroneous information with the background check firm directly. Give solid proof to back up your claim. Documents proving, for example, that wrong information on background check findings can be gathered and sent in in accordance with background check dispute procedures.
    Function of a Lawyer Conducting Background Check
    Speaking with a background check lawyer may be useful in complicated situations or when resolving persistent mistakes. A background check lawyer can offer legal advice on disputing a criminal background check and specializes in comprehending the nuances of employment background check error claims. They can also stand in your corner in any court actions required to clear your criminal history.
    Can You Contest a Background Investigation?
    Of course. Knowing how to contest background check information is essential if you think there has been an error. Correcting records depends crucially on every stage, from knowing how to contest a background check to carrying out a formal background check dispute. As background check information disputes generally have tight deadlines and delays could hurt your job chances, applicants should move promptly.
    Resolving Disputes
    Detail is crucial when disputing a background check. Clearly state the grounds for disputing your background check and include any supporting documentation. Should the issue be resolved, the background check firm will update your records and notify Shipt of the change.
    To sum up, it is essential to know how to contest a background check when one is refused by Shipt. Everything from uncovering the mistake to knowing employer background check regulations to perhaps visiting a background check attorney should be done meticulously and properly. Getting your name cleared and finding work can require you to submit a background check dispute

    Learn more: https://ig-tchad.org/shipt-background-check-denied/

    Yanıtla
  4. Michaelplact
    Michaelplact says:

    Как выбрать клинику для проведения процедуры биоревитализации? Выбирайте клинику с хорошими отзывами, квалифицированными специалистами и лицензией на проведение таких процедур
    revi биоревитализация revi биоревитализация .

    Yanıtla
  5. Michaelplact
    Michaelplact says:

    Как часто можно делать процедуры биоревитализации? Процедуры биоревитализации можно повторять каждые 3-6 месяцев в зависимости от индивидуальных особенностей и рекомендаций врача
    лучшие препараты для биоревитализации http://www.biorevitalizaciyaa.ru .

    Yanıtla

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir