Sayın Mesut Barzani’ye Açık Mektup!
Sayın Mesut Barzani’ye Açık Mektup!
Muhterem Güney Kürdistan Bölge Başkanı Sayın Mesut Barzani, 
Öncelikle şunu belirtmek isterim ki, hiçbir Kürt lideriyle, partisiyle, örgütüyle, cemaatiyle ya da meşrebiyle formel veya informel hiçbir bağım yoktur.
İkincisi; ne bir sol ideolojiye sahibim ne de İslamcıların şeriat anlayışını benimsiyorum. Ayrıca ne bir liderim, ne bir yöneticiyim, ne bir şeyhim, ne bir meleyim, ne bir ağayım ne de sevgili yeğeniniz Neçirvan Barzani gibi, halkımın milyonlarca dolarıyla sömürgeci mele ve mutref sınıfıyla meyhanelerde gönül eğlendiren hodbin ve görgüsüz bir zengin değilim.
Kutsal ülkemiz işgal altındayken, dilimiz yasaklıyken ve her birimiz köle bir hayata mahkûm edilirken; maalesef her birimiz kendimize futbol takımı tutar gibi bir lider, bir parti, bir cemaat ve bir örgüt puthanesi ve meyhanesi inşa etmişiz.
Çok muhterem Sayın Barzani,
15 yıldır sizi yakından izliyorum. Real politik koşullarınızı, siyaset bilimi perspektifinden ve maddi-manevi reflekslerinizi bilimsel kavramlarla anlamaya çalışıyorum. Bu süreçte ilk büyük eksikliğinizi, günahınızı ve suçunuzu, ırkçı Türk devletinin Kuzey Kürdistan’daki şehir ve kasabaları delik deşik ettiği dönemde sessiz kalmanız oluşturdu. Ulusal bir lider gibi davranmayıp milletinize sahip çıkmamanız, Türk devletini diplomatik dille dahi kınamamanız, ilişkilerinizi geçici bir süreliğine dondurmamanız ve kırkın üzerinde Türk askeri üssünün Güney Kürdistan topraklarında hâlâ varlığını sürdürmesi bende derin bir olumsuz etki bıraktı.
İkinci büyük hatanız ve günahınız, Batı Kürdistan sınır kapısını kapatmanız, sınırı boydan boya hendeklerle kapatmanız ve milletinizi açlıkla cezalandırmanızdır. Bu, tek kelimeyle korkunç bir felakettir.
Üçüncü büyük suç ve günahınız ise Şengal’i savunmadan, düşmana tek bir kurşun sıkmadan teslim etmeniz, PKK ile girdiğiniz çatışma sonucunda iki gerilla ve bir gazeteci kardeşimizin şehit olmasına yol açmanız ve kardeş kanının dökülmesine vesile olmanızdır.
Hasılı kelam, 15 yıl boyunca hiçbir siyasi ve milli konuşmanız beni heyecanlandırmamış, hiçbir icraatınız beni mahcup etmemişti. Ta ki Kürtlerin “ba’sel ba’del mevt” günü olan 25 Eylül 2017 Kürdistan Bağımsızlık Referandumu’na kadar. O gün, hayatımın en güzel günüydü. Bu sebeple kendi adıma size teşekkür etmiş ve sizi gönül dünyamın başkenti yapmıştım. Çünkü yalınayaklı milletimizi devletleştirmeye karar vermiştiniz.
Belki de hayatınızın en büyük başarısı ve en büyük doğrusu buydu. Bütün tehdit ve şantajlara rağmen Kürdistan’ın bağımsızlık davasında sergilediğiniz kararlı ve asil duruştu. Bu duruşunuz sayesinde milletimizin %95’i bağımsızlık kararınıza sahip çıkmış ve siz milletinize muhteşem bir zafer armağan etmiştiniz. İşgalci devletleri tedirgin eden, Kürdistan’ın dostlarını sevindiren bu başarılı performansla 50 milyon Kürt’ün gönül atlasında taht kurmuştunuz.
Fakat değerli Başkan,
Kerkük’ü düşmana karşı savunmadan, tek bir kurşun sıkmadan teslim ederek o muhteşem zaferi burnumuzdan getirdiniz. O gün dünyamızı kararttınız ve hayatı bize zindan ettiniz. Düşman bayrağımızı, şehitlerimizin hatıralarını, onurumuzu ve şerefimizi ayaklar altına alırken siz ortalıkta görünmüyordunuz.
Haleti ruhiyem ve hiss-i kable’l-vuku duygularımla sizi aradım; “Acaba ne zaman ulusal bir konuşma yapacak?” diye bekledim. Heyhat! Hiçbir yerde sizi bulamadım.
Kendi kendimi şöyle teselli etmeye çalıştım: Birazdan ekranlara çıkacak ve mazlum milletimize şöyle seslenecek:
“Ey aziz milletim! Bugün milli seferberlik günüdür. Elli milyon Kürt, okyanus dalgaları gibi harekete geçmelidir. Öfkemiz ve intikam duygumuz hürriyet mahşerini yaratmalıdır. Cesaretimiz, kahramanlığımız ve aklımız bugün Kürdistan düşmanlarına galebe çalmalıdır. Hiçbir Kürt evinde oturmamalı, her Kürt silahlanmalı, düşmana kurşun sıkmalı, kaçanlar hain ilan edilmeli ve bugün kanımızın son damlasına kadar Kerkük’ü savunacağız, Kerkük’ü düşmana mezar edeceğiz!”
Ancak Kerkük’ün düşmana teslim edilmesinin üzerinden 48 saat geçmişti. Yalınayaklı milletimiz sizden “Ulusa Sesleniş” konuşmasını beklerken, zatıaliniz ve Kürdistan Hükümeti, Kerkük’ün kaderi hakkında tek bir açıklama yapmadı. Bu durum düşmana büyük moral, Kürt milletine ise derin bir üzüntü yaşattı.
Ancak ikinci günün sonunda, kamuoyunu birkaç ruhsuz ve anlamsız yazılı açıklamayla kandırmaya çalıştınız. Böylece milletimize ikinci darbeyi vurmuş oldunuz.
Üzülerek ifade etmek zorundayım: Evet, siz iyi bir insan, iyi bir Kürt ve harika bir aşiret büyüğüsünüz. Lakin iyi bir lider, iyi bir siyasetçi ve iyi bir yönetici değilsiniz. Kerkük’ü savunmadan teslim ederek çok kötü bir sınav verdiniz. 50 milyon Kürt’ün gönül dünyasında büyük bir yara açtınız. Zatıaliniz, YNK’li yöneticiler, aileniz ve komuta merkezinizle birlikte bağımsızlık ve hürriyet ülküsüne büyük bir gaflet suikastı gerçekleştirdiniz.
Sevgili Kürdistan ülkesi bunu hak etmedi.
Sevgili Kerkük ve sevgili Şengal bunu hak etmedi.
Yalınayaklı milletimiz bunu hiç hak etmedi.
Şehitlerimizin hatırasına da yakışmadı.
Bildiğim kadarıyla sevgili Mele Mustafa Barzani’nin peşmergeleri taassupçu değildi. Düşmandan asla korkmayan, düşmanın kalbine korku salan, düşmanla fingirdeşmeyen, paraya ve koltuğa tapmayan, dünyevi makamlara tamah etmeyen, göbek ve ense şişirmeyen büyük bir liderdi.
Sayın Barzani,
Bağımsızlık referandumuna sahip çıkamamanızın sebeplerini bütün yönleriyle izah edebilirim. Örneğin 3 Eylül 2017’de Kerkük konusunda uluslararası ajanslara verdiğiniz demeçte şöyle demiştiniz:
“Kerkük’ü güç kullanarak ele geçirmeyi düşünen herhangi bir güç, Kürdistan halkının tümüyle karşı karşıya kalacaktır. Kanımızın son damlasına kadar savunacağız.”
Ancak “kanımızın son damlasına kadar” değil, tek bir kurşun sıkmadan Kerkük’ü teslim ettiniz. Oysaki savaşma sözü vermiştiniz fakat hiçbir hazırlık yapmamıştınız. İşgalci Türk, Arap ve İran güçleri Kerkük’ü defalarca tehdit etmiş, “ansızın gelebiliriz” demişti. Bu tehditlere karşı neden savunma tedbirleri almadınız? Sınır hattını mayınlarla döşemediniz, hendekler kazmadınız, stratejik noktalara yığınak yapmadınız. Bütün bunların sorumlusu zatıalinizdir. Çünkü siz Güney Kürdistan’ın Başkanısınız ve başkanlar ülkelerinden ve milletlerinden sorumludur.
Ayrıca “Peşmergelerin geri çekilmesiyle Kürdistan Bölgesi ile Irak hükümeti arasındaki temas hattı, 17-10-2016 Musul operasyonu öncesi sınıra dönecektir” sözleriniz, Kerkük ve Şengal gerçeğini fazlasıyla ifşa etmektedir. Madem ki o antlaşmaya göre bu toprakları teslim edecektiniz, neden bağımsızlık referandumunu yaptınız?
ABD’nin “Bir yıl daha bekleyiniz, şartları birlikte olgunlaştıralım” mealindeki tavsiyesine rağmen neden onları dinlemediniz?
Son olarak,
Küçük bir kardeşiniz olarak affınıza sığınarak iki seçeneğiniz kaldığını düşünüyorum:
Ya en kısa sürede Kerkük ve Şengal’i düşmandan temizleyerek yeniden milletinizin gönlünde yer edersiniz ya da ülkemizin ve milletimizin şerefini daha fazla rencide etmeden ailenizle birlikte istifa edersiniz. Artık tercih zatıalinizindir.
Selam, sevgi ve hürmetlerimle.
Tarih: 19.10.2017
Kadir Amaç
Brüksel

