Sedat Peker Gerçeğini Doğru kavramak

Sevgili okurlarım! bildiğiniz üzere uzun bir süredir yeni kitap çalışmamdan dolayı yazılarıma ara vermiştim ve bugünlük için tekrar karşınızdayım. İzninizle Goethe’nin şu güzel sözüyle başlamak istiyorum:  “Korkak, Tehlike Olmadığı Zaman Yumruğunu Havaya Sallar” 

İyi bir düşünür ya da iyi bir sosyolog gerçekleşen bir  vakıa karşısında duygularıyla hareket etmez, tepki göstermez ve olayla ilgili görüş beyan etmez, yani siyasi ve sosyolojik hadiseyi anlamaya, tanımlamaya ve kavramsallaştırmaya çalışır.  

Elbette ki sosyolojinin öncelikli görevi  bireysel davranışları da ortaya çıkarmak değildir. Sosyoloğun öncelediği şey, toplumda gerçekleşen olayları ve toplumun birey üzerinde farkında olmadan baskı yaptığı o anı incelemek ve gerçeğe yorum eklemeden  durumu kamuoyuyla paylaşmaktır.   

Toplum bilimcinin ikinci görevi ise Türkiye gibi, demokratik ve hukuk devleti olmayan ülkelerde siyasetin, ekonomi ve menfaat gruplarıyla olan ilişkilerini irdelemek ve bu ülkede devletin özünü oluşturan, bürokrasi ve yasaların nasıl işlediğini anlamaya çalışmaktır.  

Büyük toplum bilimci Max Weber, bürokrasiyi hiç sevmedi ancak ondan kurtulmak istediyse de bunun gerçekçi olmadığına karar verdi ve vatandaşların devletle ve bürokrasiyle ilişkilerini gözlemledi, inceledi ve ”rasyonel yönetim” ve ”rasyonel çalışma” tezini ortaya attı!…

Şimdi Türkiye’ de hiç bir toplum bilimci belirtiğimiz epistemolojiyi ve metodolojiyi takip etmiyor. Çünkü bunun kendisine bir kazanç sağlamayacağını bildiği için, kendisine kazanç sağlayacak herhangi bir menfaat grubunu tercih etmeyi daha cazibeli buluyor.

 Örneğin televizyon ekranlarını dolduran bir dizi profesör, yazar, gazeteci ve siyasetçi hep bir ağızdan Vatan (!)  Millet (!!)  Sakarya (!!!) edebiyatı ya Kur’an’dan  ayet ya da Atatürk’ün eseri olan ”Nutuk”tan fasıl okuyarak toplumun zihin iklimini inşa etmeye tevesül ediyor.  

Bir devlete hukuk karinesi ve demokrasi kültürü esas alınmıyorsa o devleti yöneten hükümet kabinesi ve bürokrasi ”Menfaat Gruplarıyla”, yani uyuşturucu çeteleri,  mafya, savaş lordları, ırkçılar, dinciler, ihaleciler, kalpazanlar, televoleciler ve benzerleri menfaaat gruplarıyla karşılıklı  olarak çalışırlar! Örnek olarak Rusya, Çin, Kolombiya, Afganistan, İran, Arjantin ve Türkiye gibi ülkeleri örnek gösterebiliriz.  

Bu zaviyeden hareketle Türkiye, bir süredir devlet, mafya, siyaset ve Sedat Peker’in videolarına kilitlenmiş durumda.  Türk aydını ve Türk siyaseti Sedat Peker’in sosyolojik hakikatini ve şahitliğini  entelekel düzeyde müzakere etmesi gerekirken, mafya ya da kriminal  kavramlarla şeytanlaştırmayı tercih etmesi doğrusu beni şaşırtmadı! 

Çünkü Sedat Peker: ”Şerefiniz maaşınız kadar” ifadesi Türk aydının içinde bulunduğu sefalete altın vuruş niteliğindeydi! Sedat, doğru söylüyordu. Çünkü  Devletin, partilerin ve zenginlerin günahlarını maaş karşılığında ya da sadece geçim kaynağını elde etmek için manüpüle eden biri nasıl aydın ya da  gazeteci olabilirdi ki? Oysa ki halka gerçekleri anlatan, araştıran, soran, eleştiren, meslek ilkelerine göre hareket eden, kötülerden korkmayan ve  kötüleri utandıran kimseler gerçek gazeteciydi!…

  Evet, Sedat peker’in dünya görüşü beğenelim beğenmeyelim, sevelim sevmeyelim, yaptığı işler hoşumuza gitsin gitmesin; ama Türk devletinin ve  siyasetinin bütün pisliklerini-kötülüklerini büyük bir erdemle ortaya serip, Türkiye’de yaşayan bütün halkların tevecühünü ve güvenini kazanarak ”glokalizasyon” ölçekte bir etki yarattığı bir gerçek!  Çünkü bu işin doğası gereği  devlet, din ve toplum bireylere baskı yaparsa, birey devletin onu kullandığını his ederse, onurlu  bireyler bu baskıyı kaldıramaz ve mutlaka bir tepki ortaya koyarlar!… 

İşte Sedat Peker’de bunu yaptı, yani Türk devletinin ve Türk toplumunun PİM KODUNU DOĞRU GİRDİ, DOĞRU ÇÖZÜMLEMELER YAPTI ve  hepsinden çok daha cesur ve erdemli bir entelektüel olduğunu gösterdi. ”Nasıl yani”!?  diyenleriniz olabilir. Hemen yanıt vereyim: 

Peker, kameraya devlet tarafından kullanıldığını Farabi’nin “El-Medinetü’l-Fazıla” sı gibi anlattı. İşlediği suçları ve günahları H.Z Ali’nin “Nehсü’l Belâga”sı gibi erdemlice toplumla paylaştı.  Sadi gibi akıl, Şems gibi irfan, Fuzuli gibi dert ve İbn-i Rüşd gibi felsefe dersini kameradan 40 yaş altındakilere tavsiyede bulundu. Bu erdemli duruşundan dolayı toplumun ezici çoğunluğu onun söylediklerine inandı, onu sevdi ve sahiplendi. 

Ama Türk devleti, Türk siyaseti ve Türk aydını işlediği suçları ve günahları itiraf etmiyor ve Sedat Peker kadar onurlu olmayı göze almıyor. Çünkü Türk devletini, siyasal antagonizmasından ve devlet kültüründen biliyoruz ki, insanları kullanır ve sonra ortadan kaldırır! Erdoğan’ın Sedat Peker’ e suikast ya da etkisiz  hale getirilmesi konusunda  operasyon emrini verdiğinden hiç bir kuşku duymuyorum!… 

 Pekiala, Türk devleti  Sedat Peker’i etkisiz hale getirebilir mi ya da Sedat Peker bundan sonra susar mı? Hiç sanmıyorum! Hanefi Avcı: ”Sedat Peker, bildiklerinin henüz yüzde 3’ünü anlattı.” sözünü hatırlayalım! Sedat Peker’in bundan sonra yayınlanacak her videosu nükleer başlıklı silah kadar, Türkiye ve dünya üzerinde etki yaratacağını ve adım adım Erdoğan ve ”Kasrü’l-beyzâ” Saray’ını etkisi altına alacağı ihtimali çok yüksek görünüyor.   

Kadir Amaç Yazar -Sosyolog 

 

 

© Copyright - Kadir Amac |