Ümit Özdağ ve Cuntacı Babasından Kalan Kirli Miras

Sevgili okurlar! Bir dizi şeyler yanlış gittiğinde, alışık olmadığımız o ŞEYLER gerçekleştiğinde feleğimiz şaşar, zelzele geçiririz ve sanki gök kubbe üzerimize çökmüş gibi hissederiz kendimizi. İsmini şu an hatırlamadığım bir ahlak felsefecisi olan bir yazar yaklaşık olarak şöyle diyordu: İnsanların silahlanıp isyan etme nedeninin “ADALETİ” ikame etmekten ziyade “ADALETSİZLİĞİN” hakkından gelmek olduğunu söylüyordu.
Tam da bu zaviyede büyük şair ve filozof Necip Fazıl Kısakürek hem yukarıda belirtiğim ahvali ve hem de bugünkü yaşadığımız anı şu enfes mısralarıyla tefsir ediyordu:
Durum diye bir laf var, buyurun size durum;
Bu toprak çirkef oldu, bu gökyüzü bodrum!
Alevler içinde ev, üst katında ziyafet!
Mezarda kan terliyor babamın iskeleti;
Ne yaptık, ne yaptılar mukaddes emaneti?
Ah! küçük hokkabazlık, sefil aynalı dolap;
Bir şapka, bir eldiven, bir maymun ve inkılâp!
Sevgili okurlar! Sizin rolünüz, benim gibi yazarların rolü, sanatçıların rolü, siyetçilerin rolü, iş insanların rolü Türkiye’deki iç savaşı sonlandırmak olmalıdır diye düşünüyorum. Bir ülke savaş koşulları içinde kıyameti yaşarken, “savaşa son verilmelidir” demek anlamlıdır; ancak yeterli değildir. Somut adımların etap etap atılması için tarafları sevgi diliyle barışa teşvik etmemiz lazım. Örneğin, sadece saçma sapan analizler yaparak, eleştirmekle savaşı körükleyenler mi, yoksa iki halk arasında bu savaşın sonlandırılması için muazzam çaba sarf eden bizim gibi AHLAK yazarları mı?
Sevgili okurlar! Dünyaca ünlü İngiliz yazar Orwell, “geçmişi kontrol eden geleceği de kontrol eder; bugünü kontrol eden de geçmişi kontrol eder.” diyordu. Bir Kürt yazar olarak artık saçma sapan yıkıcı fikirlerimi kontrol etmek zorundayım. Daha ahlaki, daha vicdani ve daha reel politik düşüncelere kilitlenmeliyim. Bu sebepten dolayı kırmak, yırtmak, yıkmak, yok etmek ve bu saydığım kötü şeylerin her saatini kafamdan silip atmak ve bir daha hatırlamamak istiyorum. Çünkü yukarıda belirttiğim duygular ve düşünceler, beynimizde nefret dalgalarını yarattı. Yüz yıldır Türk ve Kürt beyinler, savaş ve şiddet ortamından beslendiği için kin ve nefret duyguları üzerinde sörf yaptılar. Evet, yukarıda belirttiğim gibi, savaşta yaşadığım bütün aşağılamaları, acıları ve savaş ortamında beynimde dağ gibi birikmiş kötülükleri tiksindirici hatıralar yığınıyla artık yüklemek ve onları taşımak istemiyorum!
Sevgili okurlar! Ben Türk ve Kürt savaşının sona ermesini, savaşın hayatım üzerimde bıraktığı kötü anıları unutmak için muazzam bir çaba içerisindeyken, ansızın ZAFER PARTİSİ Genel Başkanı Ümit Özdağ, şu kansever sözlerle karşıma dikiliyor ve adeta bilinç altında yatan korkunç Kürt düşmanlığını yüzüme çarpıyor gibi. Hayır, Kadir Amaç diyor, ben kan ve ceset kokusunu almadan yaşayamam. Kesinlikle savaşın tüm vahşiliğiyle devam etmesini, barışın bir daha bu ülkede kimsenin ağzına almamasını istiyorum. Yani ey Kadir Amaç! Yaşanan geçmişin her kötü anını, her saatini ve her gününü kafamda hep canlandırmak istiyorum, bu, durum bende muthiş bir KÜRT NEFRETİNİ yaratıyor, bu nefret bana müthiş bir haz sağlıyor, kendi enerjimle ürettiğim bu nefret dalgalarının etkisi kısa bir süre içinde Türk milletinin primitif duygularını da harekete geçirerek yaşadığım zevkin en zirve noktasına ulaşıyorum ve siz çıkmışsınız beni bu zevkten mahrum etmek istiyorsunuz diyor. Ümit Özdağ, 19 Ocak 2025′te partisinin il başkanları toplantısında “Kürt milleti yoktur”, “Kürt vatandaşı yoktur” sözlerinden dolayı Türk Ceza Kanunu (TCK) Madde 216 ilgili maddeye göre, halkı sosyal sınıf, ırk, din veya mezhep farklılıkları üzerinden kin ve düşmanlığa tahrik etmek suçundan dolayı tutaklanmış ve 9 ay hapis yattıktan sonra serbest bırakılmıştı.
Evet, sevgili okurlar! Bugün Ümit Özdağ, 1938’den 1950’ye kadar Türkiye Cumhurbaşkanlığı görevini yapan İsmet İnönü ve Mahmut Esad Bozkurt’un ırkçı rahle-yi tedrisatından geçmiş biri olduğunu fazlasıyla bizlere kanıtlıyor. İsmet İnönü, rahmetli Şeyh Said Efendi yakalandıktan bir kaç gün sonra yaptığı bir konuşmada Kürt düşmanlığını aynen şu sözlerle beyan etmekten bir beyis görmüyordu: “Her ne pahasına olursa olsun,ülkemizde yaşayan herkes TÜRKLEŞTİRİLECEK,Türklere ve Türkçülüğe karşı çıkanları yok edeceğiz. Devlete hizmet etmek isteyenlerin her şeyden önce TÜRK VE TÜRKÇÜ olmaları şarttır.” Günümüzün İsmet İnönü ve Mahmut Esad Bozkurt’u hiç şüphesiz ÜMİT ÖZDAĞ’DIR. 1924–1930 yılları arasında Adalet Bakanı olarak görev yapan Mahmut Esad Bozkurt, Kürt halkı için ise aynen şu sözleri sarf ediyordu: “Benim fikrim, kanaatim şudur ki, dost da düşman da dinlesin ki, bu memleketin efendisi Türk’tür. Öz Türk olmayanların Türk vatanında bir hakkı vardır, o da hizmetçi olmaktır, köle olmaktır.”
ZAFER PARTİSİ Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, 13.12.2025’de X hesabında benim için şu çirkin iftirada bulunuyordu:

Ümit Özdağ, attığı bu twitten 13 gün sonra- 26.12.2025’de bu kez İzmir Zafer Partisi İl Başkanlığı’nda yaptığı şu konuşmasıyla bir kez daha şahsıma iftira atmaktan ve beni hedef göstermekten imtina etmeyecekti. “ PKK’nin sözcüsü ve Belçika’daki sözde filozofları Kadir Amaç, Zafer Partisi ve Ümit Özdağ sürece engel oluyor diye açıklamalar yapıyor. Bu doğru değil, süreci Zafer Partisi engellemiyor, süreci Türk milleti engelliyor, Türk milleti hayır diyor, Türk milleti devletimi parçalatmam diyor.” Ümit Özdağ’ın yapmış olduğu bu ırkçı söylemi ve Kürt düşmanlığına dair konuşmaları bana eski İspanya devlet başkanı falanjist Franco’nun generali Millan Astray’ın Salamanca Üniversitesi’nde yaptığı bir konuşmayı hatırlattı. Ölümsever bir karektere sahip olan general Astray, konuşmasının hemen ardından en sevdiği sloganı olan, “Viva la Muerte!” (Yaşasın Ölüm!) dedi. İspanyol ırkçı general konuşmasını bitirince, üniversitenin rektörü olan düşünür Miguel de Unamuno ayağa kalkarak şu tarihi sözleri sarf etti: “Daha demin, saçma sapan bulduğum “yaşasın ölüm” diye bağıran bir ses duydum! Bu sesin sahibini, tiksindirici ve korkutucu bulduğumu belirtmek istiyorum! Şu an İspanya’da bu general gibi, kafadan sakat olan çok sayıda insan var. Ve Tanrı yardımımıza koşmazsa eğer, kısa süre içinde bu tür yıkıcı insanların sayısı daha fazla artacaktır.”
Bunun üzerine falanjist General Millan Astray oturduğu yerinden fırlayarak, öfke ve nefretle Unamuno’ya şöyle yanıt verdi: “Abajo la inteligencia!” (Kahrolsun zeka!), diye bağırdı. Filozof Miguel de Unamuno konuşmasını şöyle sürdürdü: “Üniversite zekânın tapınağıdır. Ben de onun yüksek papazıyım. Siz İspanya’ya ve bu kutsal bilim tapınağına saygısızlık ediyorsunuz. Ağzınızdan ölüm ve yıkıcılık salyaları akıyor! Bu ırkçı düşüncelerinizle İspanya halkını ikna edemezsiniz. Çünkü inandırmak için inandırıcı olmanız gerekiyor. Ancak sizin niyetinizi biliyoruz, İspanya ve Katalanya halkı arasında fitne çıkarmak ve ülkeyi bir felakete sürüklemektir maksadınız”
Sevgili okurlar, Ümit Özdağ’ın ne kadar hibrit bir ırkçı mutasyon unsuru olduğunu bilimsel yöntemle betimlemeye devam edelim. Siyaset bilimine psikoloji kavramını kazandıran Amerikan Yale Üniversitesi’nden Harold Lasswell’in çalışmalarının ZAFER PARTİSİ Genel Başkanı Ümit Özdağ’ın yırtıcı milliyetçi psikolojisini anlamamıza yardımcı olacağını düşünüyorum: Lasswell, ırkçı politikacıların zihinsel olarak “siyasete dengesiz” başladıklarını, “gücü ve egemenliği” hiçbir millet ve hiçbir devletle paylaşmamak için bu amaçla siyasete atıldıklarını söyler. Platon, “Devlet” adlı eserinde; “Bu tür siyasi insanlar çılgınlaşmak zorundadırlar, çılgınlaşmak doğalarında vardır, hiçbir kimseye güvenmezler, hayali düşman üretirler, bütün devletleri ve milletleri düşman görürler ve bu psikolojiyle daha çok güç toplarlar.” der.
Ümit Özdağ, Hitler’in generali gibi ırkçılığı, yıkıcılığı ve Kürt düşmanlığını yiğitlik olarak överken, ama kendisi korkak ve yüreksizdir. General Himmler, babasına gönderdiği bir mektubunda şöyle diyordu: “Benim için hiç kaygılanma, çünkü ben TİLKİ KADAR KURNAZIM!” diyordu. Elbette ki Zafer Parti’nin Genel Başkanı Ümit Özdağ’ın Türkiye’yi ve Türk Halkı’nı düşündüğünü hiç sanmıyorum. Ümit Özdağ ve şürekasının niyetlerinin ülkeyi kaosa sürüklemek, Kürt ve Türk çatışmasını yaratarak Türkiye’yi bölmek, devlet adına yıkmak, yakmak, yırtmak, hicrete zorlamak ve işkence etmek olduğunu biz Kürtler çok iyi biliyoruz. Çünkü onun içinde faşizm ve Kürt düşmanlığı yatıyor!
Ümit Özdağ, leş gibi üzerinde kokan ırkçı düşüncelerini, vatan ambalajıyla siyasi arenada gündemleştirip sosyal medya aracılığıyla, kin ve nefret dalgalarını köpürtüyor, azgınlaştırıyor ve sokağa sıçratmaya tenezzül ve tevesül ediyor. Oysaki gerçek Türk Anadolu Türkü’dür, Anadolu Türkü ırkçı değildir, Kürtleri kardeşleri görür, her iki kadim kardeş milletin sosyolojileri birbirlerine çok benziyor. Ayrıca Kürt düşmanlığını yapanların Balkan, Kırım ve Kafkasya göçmenleri arasında çok yaygın olduğunu da Kürt Halkı çok iyi biliyor. Bu bağlamda musbet Türk milliyetçiliğinin teorisyenlerinden biri olan Ziya Gökalp, bakınız Ümit Özdağ’a nasıl da okkalı bir cevap veriyor: “Kürt milletini sevmeyen bir Türk varsa, Türk değildir; Türkleri de sevmeyen bir Kürt varsa, Kürt değildir,”
Sevgili okurlar, Kürt düşmanı ve kundakçıların elebaşı Ümit Özdağ yeni ve özgün bir şey söylemiyor. Elbette ki İsmet İnönü, Mahmut Esad Bozkurt ardılı ve 27 Mayıs Cuntası’nın en azgın Kürt düşmanı üyelerinden biri olan babası Yüzbaşı Muzaffer Özdağ’ın mirasçısı olarak 1960’lardan bu yana verdiği kirli ve çirkin mücadeleyi sürdürüyor. Kısacası, Ümit Özdağ’ın ve cuntacı babasının gerçek hikayesi şöyle başlıyor: Muzaffer Özdağ, Dağıstanlı ve ÇEÇEN milletinden olan göçmen bir babanın oğlu olarak 1933 yılında Alaca’da, Çorum iline bağlı bir ilçede dünyaya geldi. Yani etnik köken olarak Muzaffer Özdağ’ın Türk olmadığı apaçık orta. Doğal olarak kendisi gibi, biricik ırkçı olan oğlu Ümit Özdağ da Türk değildir. Ancak Ümit Özdağ, kendisinin ÇEÇEN olduğunu inkâr edip kendisini Türk olarak hissediyorsa itiraz edecek sözümüz olmaz. Muzaffer Özdağ, 27 yaşındayken Türk ordusunda jandarma yüzbaşı olarak Türkçülük ülküsüyle siyaset işine başlıyordu. 27 Mayıs 1960 darbesinin en etkili subayı olarak yargılanır ve Japonya’ya sürgüne gönderilir. Ümit Özdağ, ne gariptir ki 1961 yılında Türkiye’nin Ankara şehrinde değil, Japonya’nın Tokyo şehrinde dünyaya gelecektir.(!)
Sevgili okurlar, tarih hiçbirimizin iyiliğini ve kötülüğünü unutmaz. Baba Muzaffer Özdağ, 27 Mayıs Darbesi’ni yapan 38 kişilik Milli Birlik Komitesi’nin (MBK) en genç üyesi ve yırtıcı Kürt düşmanı üyesi olarak bugün Kürt ve Türk halklarının karşısına çıkıyor. Ümit Özdağ’ın babası Muzaffer Özdağ’ın ırkçılık marifeti yanlız bu değildi elbette ki. 27 Mayıs Darbesi’nin elebaşı Orgeneral Cemal Gürsel’i darbeden sonraki gün tatilini geçirdiği İzmir’den Ankara’ya getiren gene yüzbaşı Muzaffer Özdağ olacaktı. Özdağ, darbenin hemen ardından ziyaret ettiği Öncü Gazetesi’ne ise şu röportajı vererek ününe ün katıyordu: Muzaffer Özdağ’ın Öncü Gazetesini ziyaret ettiği o gün, Brüksel’den benim de tanıdığım, Kürt dostu usta gazeteci sevgili Doğan Özgü’den, 03 Ocak 2025 tarihli Artı Gerçek köşe yazısında o tarihi güne şöyle tanıklık yaptığını bize aktarıyor: “Hiç unutmam… İzmir temsilcisi olduğum Öncü Gazetesi’nin Ankara’da Rüzgârlı Sokak’taki yönetim yerinde bulunduğum bir akşam MBK’nin en genç üyesi Yüzbaşı Muzaffer Özdağ en mağrur haliyle içeri girmişti. Yanında da emir subayı görünümünde Mikail adlı genç bir teğmen. Özdağ küçük dağları ben yarattım diyen Napolyon havasındaydı. Selam sabahtan sonra elindeki kırbacı koltuğunun altına kıstırmış salonun ortasında sert adımlarla volta atarken bir soru patlatmıştı: “Aydınlar, biz 27 Mayıs’ı neden yaptık biliyor musunuz?” Yazı işleri müdürümüz Muzaffer Aşkın son derece sakin “Yüzbaşım, bugüne kadar bir sürü neden sayıldı. Acaba hangisi?” diye karşı soruyla yanıtlamıştı. Özdağ’ın buna yanıtı hepimizi şoke etmişti: “Biz 27 Mayıs’ı Doğu Anadolu’da hazırlanan bir Kürt isyanını önlemek için yaptık. Yoksa vatan bölünecekti. Biliyor musunuz ki biz DP liderlerinden önce Kürt ağalarını tutukladık?”
Ey Ümit Özdağ! İşte maskesiz ve makyajsız halin budur. Siz kim Türk olmak kim! Ey ontolojik cahil ve siyasal züppe! Doğrusu şudur ki fitnenin adresi ve kıyametin alâmet-i fârikasısınız. Ey Ümüt Özdağ! Darbeci babanız gibi, kendinizi Türkçülüğün Kabesi ve devletin hamisi görüyorsunuz (!) Oysaki kendi ontolojik varlığınızı inkâr edecek kadar mezellet derecesine düşmüş zavalının birisin; ruhun kirli, kalbin kara bir küfür, düşüncelerin çöplük, dilin zehir, azığın fitne, ellerin kan! Son olarak, barışın filikaları Demokratik Türkiye limana ulaşacaktır, Kürt ve Türk ittifakı bu limanda nurunu tamamlayacaktır!
Yeni Yılınız Kutlu Olsun!
Kadir Amaç
Brüksel

